<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Atatürk Ziyaretçi Defteri, Atatürk Şiirleri, Atatürk&#039;ün hayatı, Atatürk İlkeleri, Atatürk &#187; Fotoğraflar</title>
	<atom:link href="http://www.ataturke.com/category/fotograflar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ataturke.com</link>
	<description>Atatürk Şiirleri, Atatürk&#039;ün hayatı, Atatürk İlkeleri, Atatürk</description>
	<lastBuildDate>Tue, 08 Jun 2010 00:58:38 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Atatürk Diyor Ki</title>
		<link>http://www.ataturke.com/ataturk-diyor-ki.html</link>
		<comments>http://www.ataturke.com/ataturk-diyor-ki.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Nov 2009 20:32:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotoğraflar]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[ata]]></category>
		<category><![CDATA[ataturk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk Diyor ki]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal atatürk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ataturke.com/?p=1299</guid>
		<description><![CDATA[Atatürk Diyor Ki 



Atatürk Diyor Ki;

Bu memleket tarihte Türk’tü, bugün Türk’tür ve sonsuza kadar Türk olarak yaşayacaktır.
Artık Türkiye, din ve şeriat oyunlarına sahne olmaktan çok yüksektir. Bu gibi oyuncular varsa, kendilerine başka taraflarda sahne arasınlar.
Millete efendilik yoktur, hizmet etmek vardır. Bu millete hizmet eden onun efendisi olur.





Her sarıklıyı hoca sanmayın. Hoca olmak sarıkla değil, akıl [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2 style="text-align: center;"><span style="text-decoration: underline;">Atatürk Diyor Ki </span></h2>
<h2 style="text-align: center;"></h2>
<div style="text-align: center;"><img src="http://www.ktu.edu.tr/fakulte/rektorluk/inktar/ataturk_resim_galeri3.gif" border="0" alt="" /></div>
<div>
<p><strong>Atatürk Diyor Ki;</strong></div>
<div style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;"><strong>Bu memleket tarihte Türk’tü, bugün Türk’tür ve sonsuza kadar Türk olarak yaşayacaktır.</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Artık Türkiye, din ve şeriat oyunlarına sahne olmaktan çok yüksektir. Bu gibi oyuncular varsa, kendilerine başka taraflarda sahne arasınlar.</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Millete efendilik yoktur, hizmet etmek vardır. Bu millete hizmet eden onun efendisi olur.</strong></p>
<p><img src="http://www.yaradanakurban.com/ataturk/images/Ataturkimza.gif" border="0" alt="" /></div>
<div></div>
<div></div>
<div>
<div style="text-align: center;"><span style="color: #444444;"><strong><img src="http://www.yaradanakurban.com/ataturk/images/1.jpg" border="0" alt="" /></strong></span></div>
<div style="text-align: center;"><strong><span style="color: black;">Her sarıklıyı hoca sanmayın. Hoca olmak sarıkla değil, akıl ve bilinçledir.</span></strong></div>
<div style="text-align: center;"><strong><span style="color: #444444;"><img src="http://www.yaradanakurban.com/ataturk/images/Ataturkimza.gif" border="0" alt="" /></span></strong></div>
<div style="text-align: center;"><strong><span style="color: #444444;"><br />
</span></strong></div>
<div style="text-align: center;"></div>
<div style="text-align: center;"><strong>Bir milletin yüzü gülüyorsa o millet mutludur</strong>. <strong>Bir ülkede yüzü gülmeyen insanlar çoğunlukta ise, o ülkenin yöneticilerini değiştirmek gerekli olmuş demektir.</strong></p>
<div><img src="http://www.yaradanakurban.com/ataturk/images/Ataturkimza.gif" border="0" alt="" /></div>
<div></div>
<p><strong>Tanzimat&#8217;ın açtığı serbest ticaret dönemi, Avrupa rekabetine karşı kendini koruyamayan ekonomimizi kapitülaston zinciriyle bağlamıştı. Ekonomik alanda bizden güçlü olanlar, ülkemizde üstelik imtiyazlı durumdaydılar. Gümrüklerimizi elinde bulunduruyor, kazanç vergisi vermiyor, istedikleri malı istedikleri koşulda ülkemize sokuyorlardı. Ekonomik yaşantımızın mutlak hakimi olmuşlardı. Bize karşı yapılan bu rekabet gerçekten çok gayri meşru, gerçekten çok eziciydi. Sanayi ve tarımımızın gelişme olanaklarını yok ettiler, mali gelişimimizi engellediler. <strong>Oysa bir milletin yaşantısı ile ilgli olan doğrudan milletin ekonomisidir. Ekonomi demek herşey demektir. Yaşamak için, mutlu olmak için, insanlığın var olması için ne gerekiyorsa o demektir. Ekonomisini geliştirip, toplumun ihtiyaçlarını sağlama yeteneğinden yoksun bir devlet bağımsız olamaz.</strong> Artık ve her şeyden önce milli amacımız olan bağımsızlığımızı sağlamaktan başka bir şey düşünemeyiz. Geçmişte, Tanzimat döneminde devlet ve hükümetler, üstün haklara sahip yabancı sermayenin jandarmalığından başka bir şey yapmamıştı. Her yeni ulus gibi Türkiye bunu uygun bulamaz. Burasını esir ülkesi yaptırmayız. <strong>Yeni Türk devleti, ekonomik egemenliğini sağlayacak olursa, o kadar güçlü bir temel üzerine yerleşmiş ve yükselmiş olacaktır ki, artık onu yerinden oynatmak mümkün olmayacaktır. İşte düşmanlarımızın, gerçek düşmanlarımızın olur diyemedikleri, bir türlü kabul edemedikleri budur.</strong><br />
</strong></p>
<div><strong><img src="http://www.yaradanakurban.com/ataturk/images/Ataturkimza.gif" border="0" alt="" /></strong></div>
<div></div>
<div><strong><br />
</strong></div>
</div>
<div style="text-align: center;"><strong><span style="color: #444444;"><br />
</span></strong></div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ataturke.com/ataturk-diyor-ki.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lider Olunmaz Lider Doğulur</title>
		<link>http://www.ataturke.com/lider-olunmaz-lider-dogulur.html</link>
		<comments>http://www.ataturke.com/lider-olunmaz-lider-dogulur.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Nov 2009 03:36:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotoğraflar]]></category>
		<category><![CDATA[ataturk]]></category>
		<category><![CDATA[lider]]></category>
		<category><![CDATA[Lider Mustafa Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[Lider Mustafa Kemal Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[resim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ataturke.com/?p=1295</guid>
		<description><![CDATA[







]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://i39.tinypic.com/2rrqomd.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p><img id="ncode_imageresizer_container_1" class="ncode_imageresizer_original" src="http://i40.tinypic.com/aw44d1.jpg" border="0" alt="" width="629" height="441" /><br />
<img src="http://i40.tinypic.com/2093l13.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p><img src="http://i40.tinypic.com/dd24v8.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p><img src="http://i43.tinypic.com/m8jxtw.gif" border="0" alt="" /></p>
<p><img src="http://i40.tinypic.com/1zn5tnt.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p><img src="http://i40.tinypic.com/2hcp1d3.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p><img id="ncode_imageresizer_container_2" class="ncode_imageresizer_original" src="http://i44.tinypic.com/2d2at91.jpg" border="0" alt="" width="750" height="427" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ataturke.com/lider-olunmaz-lider-dogulur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vahdettin&#8217;in Mustafa Kemal&#8217;e Son Sözü</title>
		<link>http://www.ataturke.com/vahdettinin-mustafa-kemale-son-sozu.html</link>
		<comments>http://www.ataturke.com/vahdettinin-mustafa-kemale-son-sozu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Nov 2009 03:31:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotoğraflar]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[ata]]></category>
		<category><![CDATA[ataturk]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Vahdettin]]></category>
		<category><![CDATA[Vahdettin'in Mustafa Kemal'e Son Sözü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ataturke.com/?p=1292</guid>
		<description><![CDATA[Vahdettin&#8217;in Mustafa Kemal&#8217;e Son Sözü
Mustafa Kemal Paşa ile Osmanlı İmparatorluğu’nun son padişahı Vahdettin arasındaki ilişkiler hep tartışıla geldi.
Birbirlerini ne kadar tanıyorlar, kaç kez görüştüler, nasıl ayrıldılar… Bu konularda hep spekülasyonlar yapıldı.
Daha ilkokul yıllarından başlayarak yapılan yanlış bilgilendirmeyi bir kenara bırakıp, Atatürk’ün kendi hatıralarında bu ilişkiler anlatılıyor onları sizinle paylaşmak istiyorum.
Yakın çalışma arkadaşları, Atatürk ile ilgili [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><span style="text-decoration: underline;">Vahdettin&#8217;in Mustafa Kemal&#8217;e Son Sözü</span></h2>
<p><strong>Mustafa Kemal Paşa </strong>ile Osmanlı İmparatorluğu’nun son padişahı <strong>Vahdettin </strong>arasındaki ilişkiler hep tartışıla geldi.<br />
Birbirlerini ne kadar tanıyorlar, kaç kez görüştüler, nasıl ayrıldılar… Bu konularda hep spekülasyonlar yapıldı.<br />
Daha ilkokul yıllarından başlayarak yapılan yanlış bilgilendirmeyi bir kenara bırakıp, <strong>Atatürk</strong>’ün kendi hatıralarında bu ilişkiler anlatılıyor onları sizinle paylaşmak istiyorum.<br />
Yakın çalışma arkadaşları, Atatürk ile ilgili pek çok hatırat kaleme aldı. Ama<strong> “Atatürk’ün gerçek hatıratı” </strong>diyebileceklerimizi <strong>Falih Rıfkı Atay </strong>kaleme aldı.<br />
13 Mart 1926’da <strong>Hakimiyet-i Milliye </strong>gazetesinde 32 gün süre ile tefrika edilen hatıratı <strong>Falih Rıfkı </strong>bizzat Atatürk’ten dinleyerek not aldı. Yazdıklarını ertesi gün Atatürk’ün onayına sundu ve düzeltmesi yapıldıktan sonra yayınladı.</p>
<div><strong>Atatürk</strong>, hatıratını Cumhuriyet kurulduktan sonra geçmişin nasıl hatırlanması gerektiğini yönlendirmek amacıyla yazdı. Biraz da dönemin şartlarından geriye dönerek yapılan değerlendirmeler idi bunlar.</div>
<div><strong>***</strong></div>
<p><strong>Mustafa Kemal Paşa</strong>’nın, <strong>Veliaht Vahdettin </strong>ile ilk tanışması, birlikte çıkacakları Almanya gezisi öncesine rastladı.<br />
1917&#8242;de Suriye bozgunundan sonra <strong>Mustafa Kemal</strong>, İstanbul’a gelerek Pera Palas’a yerleşti. Bu sırada <strong>Enver Paşa </strong>aracılığıyla bir davet aldı. Davetin mahiyeti özetle şöyle idi:<br />
<strong>“Alman İmparatoru, müttefiki Osmanlı İmparatoru Sultan Reşat’ı karargahına davet ediyor. Zat-ı Şahane böyle bir seyahati yapamayacak halde. Veliaht Vahdettin, padişah adına bu seyahati gerçekleştirecek. Kendisinin refakatinde bulunmak ister misiniz?”</strong><br />
<img src="http://fotogaleri.haber7.com/inner//314620090727090215563.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p>Bu seyahatin kendisi için de önemli bir tecrübe olacağını düşünen <strong>Mustafa Kemal Paşa</strong>, daveti kabul etti ve seyahat öncesinde 13 Aralık 1917’de <strong>Veliaht Vahdettin</strong>’i Vaniköy Köşkünde ziyaretine gitti.<br />
Kendilerine ayrılan bir odada kabul edildi. Bir süre sessizlikten sonra <strong>Vahdettin</strong>’in ilk sözleri:<br />
<strong>- Sizinle müşerref oldum, memnunum.</strong><br />
Bir sür sessizlikten sonra devam etti:<br />
<strong>- Sizinle seyahat edeceğiz değil mi?</strong><br />
<strong>Mustafa Kemal</strong>, belirlenen tarihte kafileye dahil oldu ve Almanya seyahati 15 Aralık’ta Sirkeci’den başladı. Daha yolculuğun ikinci gününde <strong>Mustafa Kemal</strong>’e <strong>“Kılıç Mecidi” </strong>nişanı takdim edildi.<br />
Almanya seyahati boyunca <strong>Veliaht Vahdettin </strong>ve <strong>Mustafa Kemal Paşa </strong>birbirlerini yakından tanıdılar.<br />
Yaklaşık 3 hafta süren Almanya yolculuğu boyunca Alman İmparatoru <strong>Kayzer </strong>tarafından kabul edildiler. İmparatorluğun veliahtı ile birlikte savaşın cereyan ettiği cephelere gittiler. Ülke ve dünya sorunları hakkında karşılıklı görüş alışverişi yapabilecekleri uzun sohbetler yaptılar.<br />
Gezi bittikten ve İstanbul’a döndükten sonra <strong>Vahdettin </strong>tahta geçinceye kadar ikilinin görüşmesi olmadı. Almanya’dan döndükten yaklaşık 7 ay sonra <strong>Sultan Reşat </strong>öldü ve aynı gün 4 Temmuz 1918’de <strong>Mehmet Vahdettin</strong>, 36’ncı Osmanlı padişahı olarak tahta geçti.<br />
Umumi Harb’in sonlarında hükümdar olan <strong>Vahdettin </strong>açısından, böyle bir dönemde padişah olmak talihsizlikti. Müttefikler harbi kaybetmek üzere idi. Nitekim, 30 Ekim’de mütarekenin imzalanması ile daha da zorlu bir süreç başladı.<br />
Ülkenin içinde bulunduğu duruma ve kurtuluş yollarına ilişkin görüşleri olan <strong>Mustafa Kemal Paşa</strong>, tedavi gördüğü Viyana dönüşünde (2 Ağustos 1917) yeni padişahtan görüşme talebinde bulundu.<br />
Görüşme, Harp Okulu’ndan hocası da olan <strong>Naci Paşa </strong>kılavuzluğunda 5 Ağustos’ta gerçekleşti. <strong>Mustafa Kemal</strong>, padişaha son derece önemli bir dönemde tahta geçtiğini hatırlatarak şunu söyledi:<br />
<strong>- Seyahatimiz esnasında bütün fikirlerimi çok açık dille söylemiştim. Bu dakikada aynı tarzda görüşmeme müsaade buyrulur mu?</strong><br />
Aldığı cevap kısa ve net idi:<br />
<strong>- Hay hay</strong><br />
Bu görüşmede <strong>Mustafa Kemal Paşa</strong>, hükümdardan hemen başkumandanlığı bizzat üstlenmesini, orduya sahip ve hakim olmasını istedi. Ancak doğru kararların bundan sonra alınabileceğini söyledi.<br />
İkinci görüşme, birinci görüşmeden sadece birkaç gün sonra 9 Ağustos’ta oldu. Bu kez talep saraydan geldi. <strong>Vahdettin</strong>, <strong>Mustafa Kemal</strong>’i <strong>İzzet Paşa </strong>ile birlikte kabul etti. <strong>Mustafa Kemal Paşa</strong>’ya göre bu <strong>“neticesiz bir görüşme” </strong>idi.<br />
Üçüncü görüşme, bir ayı biraz geçtikten sonra <strong>Mustafa Kemal</strong>’in iisteği üzerine gerçekleşti. Bu görüşmede padişah, İstanbul halkının doyurulmasının önceliğinden söz etti.<br />
16 Ağustos’taki dördüncü görüşme ise <strong>Mustafa Kemal</strong>’in isteği dışında gerçekleşti. Aralarında <strong>Enver Paşa</strong>’nın da bulunduğu askeri erkan ile sohbet sırasında padişahın kendisini beklediği haberi geldi. Kabul, Dolmabahçe’deki Valide Camii’nin mahfilinde Cuma selamlığı sırasında oldu.<br />
Huzurda iki Alman generalinin bulunduğunu öğrenen <strong>Mustafa Kemal</strong>, onlar çıktıktan sonra görüşmek istediğini dile getirdi ise de kabul görmedi. Alman generallerinin bulunduğu sırada görüşmenin gerçekleşmesi gerektiği kendisine bildirildi.<br />
<strong>Vahdettin</strong>, Alman generallere <strong>Mustafa Kemal Paşa</strong>’yı, <strong>“Çok takdir ettiğim ve güvendiğim bir kumandan” </strong>diyerek takdim etti. Sonrasında şöyle dedi:<br />
<strong>- Sizi Suriye’ye kumandan tayin ettim. Oradaki durum önem kazanmış. Sizden talebim, oraları düşman eline geçirmeyeceksiniz. </strong><br />
Ancak, bu duydukları hoşuna gitmedi. Çıkışta <strong>Enver Paşa</strong>’yı mütebessim görünce, bu atamanın altında onun parmağı olduğunu düşündü ve şöyle çıkıştı:<br />
<strong>- Bravo tebrik ederim, muvaffak oldunuz. Beni oraya göndermekle güzel bir intikam alıyorsunuz. Görenek dışı bir şey yaptınız. Bizzat Padişah’a bana emir verdirdiniz.</strong><br />
Daha sonra <strong>Mustafa Kemal Paşa</strong>, değişik vesilelerle padişaha görüşlerini iletti. Neler yapılması gerektiğini anlattı, <strong>İzzet Paşa</strong>’nın yeniden sadrazamlığa getirilmesini, kendisinin <strong>Harbiye Nezareti</strong>’ne (Savunma Bakanlığı) atanması talebinde bulundu.<br />
<strong>Mustafa Kemal Paşa</strong>,<strong> Tevfik Paşa </strong>kabinesinin güvenoyu almaması için bizzat Meclis-i Mebusan’a gedirek kulisler yaptı. Gruplar halinde milletvekilleri ile görüştü. Kendi lehlerine bir sonuç beklerken, kabine 19 Kasım&#8217;da büyük bir farkla güvenoyu aldı.</p>
<div><img src="http://fotogaleri.haber7.com/inner//572520090727093712354.jpg" border="0" alt="" /><br />
<strong>Enver Paşa ve Cemal Paşa</strong></div>
<p>Büyük bir öfke ve hayal kırıklığı ile evine dönen <strong>M. Kemal Paşa</strong>, telefonla Yıldız Sarayını aradı ve padişah ile görüşmek istediğini iletti. <strong>M. Kemal</strong>,<strong> “hemen” </strong>görüşmek istiyordu, randevu 22 Kasım&#8217;a Cuma gününe verildi.<br />
Cuma selamlığı sonrasında yapılan beşinci görüşme, <strong>Mustafa Kemal</strong>’e göre süre olarak <strong>“çok uzun”</strong>, içerik olarak <strong>“kısa”</strong> idi. <strong>Sultan Vahdettin </strong>hemen söze başladı:<br />
<strong>- Ordunun kumandan ve subayları eminim ki seni çok severler. Onlardan bana bir fenalık gelmeyeceğine bir teminat verir misin?</strong><br />
- Ordunun aleyhinizde bir harekete giriştiğine dair bilgi ve hisleriniz mi var, efendim?<br />
<strong>- Ordu kumandanları ve subaylarının Zat-ı Şahanenizle karşı karşıya gelmesi için bir sebep olabileceğini zannetmiyorum. Onun için, hiçbir kötülük gelmeyeceği noktasında bana güvenin.</strong><br />
- Yalnız bugünden bahsetmiyorum, bugünden ve yarından…<br />
Görüşmenin sonunda padişah tekrar:<br />
<strong>- Siz akıllı bir kumandansınız, arkadaşlarınızı aydınlatıp yatıştıracağınızdan eminim.</strong><br />
<strong>M. Kemal</strong>, ümitsiz ve üzgün bir şekilde huzurdan ayrıldı.<br />
Son görüşme <strong>M. Kemal</strong>’in Dokuzuncu Ordu Müfettişliği görevine atanmasından sonra yola çıkmadan önce yapıldı.<br />
Görevlendirmenin kapsamını <strong>M. Kemal</strong>, Erkan-ı Harbiye-i Umumiye İkinci Reisi (Genelkurmay İkinci Başkanı) Diyarbakırlı <strong>Kazım Paşa </strong>ile birlikte yaptı. Gerektiğinde doğrudan <strong>“Sadrazam Paşa ile görüşebilir” </strong>şerhi düşüldü. Gösterilen neden <strong>“Samsun çevresinde Türkler’in Rumlar’a saldırılarının önüne geçilmesi”</strong>ni sağlamaktı.<br />
Yapılan yetkilendirmenin sınırı ise geniş tutuldu. Üçüncü ve dört fırkalı olan Onbeşinci Kolordu müfettişlik emrine verildi. <strong>“Tarih Vesikaları”</strong> dergisinde yer alan belgeye göre, müfettişlik bölgesi Trabzon, Erzurum, Sivas, Van, Erzincan, Samsun civarı olarak belirlendi. Dahası, Bu görevlendirmeye sınırı olan Diyarbakır, Bitlis, Elazığ, Ankara ve Kastamonu da gerektiğinde kendisine bağlanacaktı.<br />
Burada araya girip bir soruyu akıllara getirmek istiyorum. Samsun çevresindeki <strong>&#8220;bir grup çapulcu”</strong>yu bastırmak için bu kadar geniş yetkilendirmeye gerek var mıydı dersiniz?<br />
Her ne ise…<br />
<strong>M. Kemal</strong>, Samsun’a hareketinden önce bir kez daha (aynı zamanda son defa) huzura kabul edildi. Davet bizzat padişah tarafından yapıldı. Görüşme Yıldız Sarayı’nın ufak bir salonunda gerçekleşti. <strong>M. Kemal</strong>’in ifadesiyle, <strong>“adeta diz dize denecek kadar yakın” </strong>oturularak yapılan bir kabul idi bu.<br />
Boğaz’dan Yıldız Sarayı’na doğru dönmüş işgal güçlerinin topları altında gerçekleşen görüşmeyi <strong>M. Kemal Paşa </strong>şöyle anlatıyor:<br />
- Vahdettin, hiç unutmayacağım şu sözlerle konuşmaya başladı. <strong>“Paşa Paşa! Şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin, bunların hepsi artık kitaba girmiştir, tarihe geçmiştir.&#8221; </strong><br />
<strong>M. Kemal</strong>, konuşmanın devamını şöyle anlatıyor:<br />
<strong>- “Bunları unutun!”</strong> dedi. <strong>“Asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa devleti kurarabilirsin!”</strong><br />
Bunun üzerine şu cevabı verir:<br />
<strong>- Merak buyurmayınız efendim. Demek istediklerinizi anladım. Emriniz olursa hemen hareket edeceğim ve bana emir buyurduklarınızı bir an bile unutmayacağım.</strong><br />
Artık bir daha birbirini hiç görmeyecek şekilde yolları ayrılacak olan iki ismin görüşmesi böyle bitti. Huzurdan ayrılırken, Padişah’ın son sözleri şu oldu:<br />
<strong>- Muvaffak ol!</strong><br />
Kabulden çıktığında <strong>Naci Paşa</strong>, elinde bir küçük kutu uzattı. <strong>“Zat-ı Şahane’nin ufak bir hatırası”</strong> dedi. Kapağının üzerine <strong>Vahidettin</strong> isminin baş harfleri işlenmiş bir saat idi bu.<br />
Paylaştığım bütün bu bilgileri <strong>“muhalifler”</strong> yazmıyor. Atatürk’ün hatıralarını bizzat kaleme alan <strong>Falih Rıfkı </strong>yazıyor. Tarihini ve günlerini yukarıda yazdım. İsteyen, biraz da Osmanlıcası olan açıp bakabilir.<br />
Kısmet olursa bir gün de <strong>Mustafa Kemal Paşa </strong>Samsun&#8217;a gizlice mi gitti yoksa daha farklı mı idi. Onu yazmak istiyorum. Resmi tarihçilerin yazdığı değil, yine bizzat <strong>Atatürk</strong>&#8216;ün kendi hatıraları olarak o tarihlerde <strong>Hakimiyet-i Milliye</strong>&#8216;de çıkan yazılardan özetleyerek&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ataturke.com/vahdettinin-mustafa-kemale-son-sozu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün Ardahan&#8217;daki Silüeti</title>
		<link>http://www.ataturke.com/ataturkun-ardahandaki-silueti.html</link>
		<comments>http://www.ataturke.com/ataturkun-ardahandaki-silueti.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Nov 2009 03:28:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotoğraflar]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Ardahan]]></category>
		<category><![CDATA[Ardahan'daki Silüeti]]></category>
		<category><![CDATA[ata]]></category>
		<category><![CDATA[ataturk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Ardahan'daki Silüeti]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Silüeti]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Silüet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ataturke.com/?p=1290</guid>
		<description><![CDATA[ Atatürk&#8217;ün Ardahan&#8217;daki Silüeti






Ardahan&#8217;ın Damal ilçesinde Karadağ sırtlarına her yıl yansıyan Atatürk silüeti bu yıl da görünmeye başladı.
Damal ilçesine bağlı Yukarı Gündeş köyü Karadağ sırtlarına her yıl 15 Haziran-15 Temmuz tarihleri arasında 17.55-18.10 saatlerinde izlenebilen Atatürk silüetini görmeye gelenler, bu doğa mucizesi karşısında şaşkınlıklarını gizleyemiyorlar.
Silüeti izlemeye gelenler hatıra fotoğrafı çektirmeyi de ihmal etmiyor.
SİLÜETİN İLK ORTAYA [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2 style="text-align: center;"><span style="text-decoration: underline;"> Atatürk&#8217;ün Ardahan&#8217;daki Silüeti</span></h2>
<p><span style="text-decoration: underline;"><br />
</span></p>
<p><img src="http://i40.tinypic.com/sg0g2p.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p><img src="http://i41.tinypic.com/svknti.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p><img src="http://i41.tinypic.com/2eyfmew.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p><img src="http://i41.tinypic.com/2ijry1v.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p>Ardahan&#8217;ın Damal ilçesinde Karadağ sırtlarına her yıl yansıyan Atatürk silüeti bu yıl da görünmeye başladı.</p>
<p>Damal ilçesine bağlı Yukarı Gündeş köyü Karadağ sırtlarına her yıl 15 Haziran-15 Temmuz tarihleri arasında 17.55-18.10 saatlerinde izlenebilen Atatürk silüetini görmeye gelenler, bu doğa mucizesi karşısında şaşkınlıklarını gizleyemiyorlar.<br />
Silüeti izlemeye gelenler hatıra fotoğrafı çektirmeyi de ihmal etmiyor.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>SİLÜETİN İLK ORTAYA ÇIKIŞI</strong></span></p>
<p>Atatürk silueti, ilk defa 1954 yılında Yukarı Gündeş köyünde çobanlık yapan Adıgüzel Kırmızıgül tarafından görüldü. Silüetin, 1975 yılında Erdoğan Kumru tarafından çekilen fotoğrafları Genelkurmay Başkanlığına gönderildi. Kumru, 1988 yılında bu fotoğrafıyla bir gazetenin düzenlediği amatör fotoğrafçılık dalında birincilik ödülü elde etti.</p>
<p>Damal ilçesinde 1995&#8242;den itibaren temmuz ayı içinde Atatürk&#8217;ün İzinde ve Gölgesinde Damal Şenlikleri düzenleniyor.</p>
<p>Türkiye’nin Doğu Anadolu Bölgesindeki sınır illerinden olan Ardahan sınırları içerisindeki Damal Dağları‘nda beliren Atatürk silüeti ile ünlüdür. Her yıl Haziran ayının 15 ile Temmuz ayının 15′ine kadar saat18′den itibaren Karadağ sırtlarında Atatürk’ün bu silueti net olarak<br />
yaklaşık 20 dakika güneş batımından önce izlenebilmektedir. Bu tarihler arasında güneş batarken dağın yamacında bulunan dere yatağının bir tarafının gölgesi diğer tarafa yansımakta ve tamamen doğal olarak Ulu Önder Atatürk’ün silüeti oluşmaktadır.</p>
<p>Silüeti izlemeye gelenler hatıra fotoğrafı çektirmeyi de ihmal etmiyor.<br />
Damal Belediye Başkanı Gülcemal Fidan, gazetecilere yaptığı açıklamada, silüeti görmek için il dışından da birçok kişinin Ardahan&#8217;a geldiğini ifade etti.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong>TSO BAŞKANI TOSUNOĞLU</strong></span><br />
Ardahan Ticaret ve Sanayi Odası (TSO) Başkanı LatifTosunoğlu ise gazetecilere yaptığı açıklamada, Atatürk silüetininturizm potansiyeli olmasına rağmen değerlendirilemediğini ileri sürdü. Tosunoğlu, “Çıldır Gölü&#8217;nü olduğu gibi bu doğa harikasını da turizm<br />
açısından istenilen şekilde değerlendiremiyoruz” dedi. Tosunoğlu, silüetin izlenmesi için siyasilerin bölgeye platform yaptıracakları konusunda söz verdiğini anımsatarak, “Bu alanda<br />
silüeti izlemek için bir platformun yapılacağının sözünü verilmişti.<br />
Ama bir çivi dahi çakılmadı. Bunu da yalanlarla geçiştiriyorlar” diye<br />
konuştu.<br />
<strong><span style="text-decoration: underline;">SİLÜETİN İLK ORTAYA ÇIKIŞI</span></strong><br />
Atatürk silüeti, ilk defa 1954&#8242;te Yukarı Gündeş köyünde çobanlık yapan Adıgüzel Kırmızıgül tarafından görüldü. Silüetin, 1975 yılında Erdoğan Kumru tarafından çekilen fotoğrafları Genelkurmay Başkanlığına gönderildi. Kumru, 1988 yılında bu fotoğrafıyla bir gazetenin düzenlediği amatör fotoğrafçılık dalında birincilik ödülü elde etti. Damal ilçesinde 1995&#8242;den itibaren temmuz ayı içinde“Atatürk&#8217;ün İzinde ve Gölgesinde Damal Şenlikleri” düzenleniyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ataturke.com/ataturkun-ardahandaki-silueti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gençliğe Hitabe&#8217;nin 82. Yılı</title>
		<link>http://www.ataturke.com/genclige-hitabenin-82-yili.html</link>
		<comments>http://www.ataturke.com/genclige-hitabenin-82-yili.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Nov 2009 03:03:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotoğraflar]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[82.yıl]]></category>
		<category><![CDATA[ata]]></category>
		<category><![CDATA[ataturk]]></category>
		<category><![CDATA[atatürkün gençliğe hitabesi]]></category>
		<category><![CDATA[gençliğe hitabe]]></category>
		<category><![CDATA[Gençliğe Hitabe'nin 82. Yılı]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal atatürk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ataturke.com/?p=1288</guid>
		<description><![CDATA[Gençliğe Hitabe&#8217;nin 82. Yılı 

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “Büyük Nutuk”un sonunda okuduğu “Gençliğe Hitabesi”nin yıldönümü, Ankara Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde düzenlenen etkinliklerle kutlandı
Büyük önder Mustafa Kemal Atatürkün 15 Ekim 1927 günü okumaya başladığı Nutku’nu 20 Ekim’de “Gençliği Hitabe” ile bitirmişti. Bir ulusun kurtuluş mücadelesinin anlatıldığı büyük nutkun ardından okunan Gençliğe Hitabe’nin 82. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2 style="text-align: center;"><span style="text-decoration: underline;">Gençliğe Hitabe&#8217;nin 82. Yılı </span></h2>
<p><img class="alignnone" src="http://www.yenicaggazetesi.com.tr/resimler/1256117371.jpg" alt="" width="500" height="250" /></p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “Büyük Nutuk”un sonunda okuduğu “Gençliğe Hitabesi”nin yıldönümü, Ankara Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde düzenlenen etkinliklerle kutlandı<br />
Büyük önder Mustafa Kemal Atatürkün 15 Ekim 1927 günü okumaya başladığı Nutku’nu 20 Ekim’de “Gençliği Hitabe” ile bitirmişti. Bir ulusun kurtuluş mücadelesinin anlatıldığı büyük nutkun ardından okunan Gençliğe Hitabe’nin 82. yılında Çankaya Belediyesi ve Atatürkçü Düşünce Derneği, 20 Ekim’i “Gençliğe Hitabe Günü” olarak etkinliklerle kutladı. Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısıyla başlayan etkinlik, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’yla devam etti. Açış konuşmasını Atatürkçü Düşünce Derneği Gençlik Kolları Başkanı Öner Tanık, ADD Genel Sekreteri İzzet Polat Ararat yaptı. ADD Gençlik Kolları Sekreteri Onur Toka’nın yönetttiği panele ise CHP Gençlik Kolları Genel Saymanı Umut Tunç, DSP Genel Merkezi Gençlik Kolları Temsilcisi Seyit Tosun, İşçi Partisi Öncü Gençlik Başkanı Tunç Akkoç ve YP Gençlik Kolları Başkanı Serdar Hoş katıldı.</p>
<p><strong>O Tarihi Gün&#8230;</strong><br />
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1927 yılında Cumhuriyet Halk Fırkası’nın 2. Kongresinde 15 Ekim’de başlayıp 20 Ekim’de sona erdirdiği 36.5 saat süren büyük nutkunda, geçmişi anlatıp aynı zamanda gelecekte düşebileceğimiz tehlikeleri önceden sezmemiz için bize yol göstermiştir. Atatürk Kongre’de büyük heyecan yaratan ve bir tarihi irdeleyen nutkuna şu sözlerle başlamıştır:<br />
“1919 yılı Mayısının 19’uncu günü Samsun’a çıktım. Ülkenin genel durumu ve görünüşü şöyledir:<br />
Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu grup, I. Dünya Savaşı’nda yenilmiş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir ateşkes anlaşması imzalanmış. Büyük Savaş’ın uzun yılları boyunca millet yorgun ve fakir bir durumda. Milleti ve memleketi I. Dünya Savaşı’na sürükleyenler, kendi hayatlarını kurtarma kaygısına düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat ve hilâfet makamında oturan Vahdettin soysuzlaşmış, şahsını ve bir de tahtını koruyabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa ’nın başkanlığındaki hükûmet âciz, haysiyetsiz ve korkak. Yalnız padişahın iradesine boyun eğmekte ve onunla birlikte kendilerini koruyabilecekleri herhangi bir duruma razı. Ordunun elinden silâhları ve cephanesi alınmış ve alınmakta&#8230;” İşgal altındaki bir ulusun tüm imkansızlıklara rağmen kurtulmasına önderlik eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk yazdığı Nutuk’un hedefi; ulusal bağımsızlığın hangi koşullar altında, hangi zorluklar aşılarak kazanıldığını, bu uğurda verilen mücadelelerin ruhunu gelecek nesillere aktarmaktır.</p>
<p><strong>Ulusu Gençlere Emanet Etti</strong><br />
Atatürk bu büyük eserini, Cumhuriyeti emanet ettiği gençlere verdiği önemi belirten ve onlara yol gösteren Gençliğe Hitabe ile bitirmiştir. Büyük Nutuk’un bir özeti niteliğindeki Gençliğe Hitabe’de bugün içinde bulunduğumuz koşullar da göz önüne alınırsa, Atatürk’ün sadece o günü değil, çok daha ileriyi gördüğü bir kez daha anlaşılmaktadır&#8230;</p>
<p><strong>Atatürk’ten Gençlere Öğüt</strong><br />
Birçok tarihçi ve edebiyat uzmanı tarafından, sadece içeriği ve siyasal-tarihsel önemi değil, edebi değeri ve hitabet sanatı içindeki yeri itibarıyla da bir “şaheser” olarak tanımlanan Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi şöyle:</p>
<p>“Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyet’ini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.<br />
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.<br />
Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir.<br />
İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır.<br />
Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin!<br />
Bu imkân ve şerait, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir.<br />
İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.<br />
Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.<br />
Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hiyanet içinde bulunabilirler.<br />
Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler.<br />
Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır!<br />
Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ataturke.com/genclige-hitabenin-82-yili.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün Rize İle Olan Bağı</title>
		<link>http://www.ataturke.com/ataturkun-rize-ile-olan-bagi.html</link>
		<comments>http://www.ataturke.com/ataturkun-rize-ile-olan-bagi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Nov 2009 02:59:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotoğraflar]]></category>
		<category><![CDATA[ata]]></category>
		<category><![CDATA[ataturk]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk ve rize]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Rize İle Olan Bağı]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Rize]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ataturke.com/?p=1285</guid>
		<description><![CDATA[

Atatürk&#8217;ün Rize İle Olan Bağı
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu büyük önder M. Kemal Atatürk, 1923 yılında Rizeli oldu. Kendisine hemşerilik teklifinde bulunan Rizelilerin isteğini olumlu karşılayan Atatürk, Rize Livası İdare Meclisi üyelerinden Hüseyin Bey ve arkadaşlarına gönderdiği yazıyla Rizeli oldu.
Atatürk’ün Rize ve Rizelilerle tanışıklığı çok eskilere dayanır. Kurtuluş savaşı yıllarında Kuvayi Milliyeciler’e takalarıyla silah taşıyan denizci Laz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2 style="text-align: center;"></h2>
<h2 style="text-align: center;"></h2>
<h2 style="text-align: center;"><span style="text-decoration: underline;">Atatürk&#8217;ün Rize İle Olan Bağı</span></h2>
<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu büyük önder M. Kemal Atatürk, 1923 yılında Rizeli oldu. Kendisine hemşerilik teklifinde bulunan Rizelilerin isteğini olumlu karşılayan Atatürk, Rize Livası İdare Meclisi üyelerinden Hüseyin Bey ve arkadaşlarına gönderdiği yazıyla Rizeli oldu.<br />
Atatürk’ün Rize ve Rizelilerle tanışıklığı çok eskilere dayanır. Kurtuluş savaşı yıllarında Kuvayi Milliyeciler’e takalarıyla silah taşıyan denizci Laz uşakları Atatürk’ün takdirini kazanmıştır. Milli mücadelede büyük yararlılıklar gösteren kahramanlardan adını bir çırpıda sayabileceğimiz İpsiz Recep, Ketencioğlu Yakup, Dursun Kaptan, Metozade Hüseyin, Mataracı Mehmet Efendi, Tuzcuoğlu Halit Ağa ve Şahinoğlu Osman Kahya’nın yanı sıra pek çok da isimsiz kahraman yer almaktadır.</p>
<p>“Bi tufeğum bi da ben&#8230;”<br />
İstanbul’da savaş yılları. Birinci dünya savaşında galip gelen İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunanlılar İstanbul’u işgal etmiştir. Türk’ün ateşle imtihan edildiği bu zor dönemde ekmek karneyle dağıtılmaktadır. Ancak İstanbul’da biri vardır ki, milli mücadelecilere karnesiz ekmek sağlamaktadır. Bu kişi cesaretiyle Atatürk’ün dikkatini çekmeyi başaran Rizeli Mataracı Mehmet Efendi’dir. Atatürk, bir gün bu yürekli laz uşağını yanına çağırır. Bir süre muhabbet ettikten sonra can alıcı soruyu sorar: “Yarın cepheye gitsek, kaç kişiyle gelirsin?” Mataracı Mehmet Efendi, Rizeliye has keskin zekasını ve şivesini konuşturarak “Bi tufeğum, bi da ben senun emrundeyiz paşam” der.</p>
<p>“Tilkinin pazarda işi yoktur”<br />
Kurtuluş savaşı yıllarında çetesiyle birlikte destanlaşan bir diğer isim de İpsiz Recep Reis’dir. Kuvay-i Milliye’ye asker ve silah taşımasıyla kahramanlaşan Recep Reis, Atatürk tarafından vatana olan hizmetlerinden dolayı ödüllendirilmek istenmiş, ancak vatan aşkı ağır bastığından parayı kabul etmemiştir. Grubuyla birlikte mücadelesini Sakarya dolaylarında sürdüren Rizeli Recep Reis, siyasete girmesini isteyenlere “Biz işimizi tamamladık efendiler. Savaşta dik duran başımızı siyasette eğmeyiz. Tilkinin pazarda işi yoktur” şeklinde cevap verir.</p>
<p>Atatürk 1923’de Rizeli oldu<br />
Kurtuluş savaşı boyunca Anadolu’nun muhtelif bölgelerinde savaşan ve milli mücadelenin başarıya ulaşmasında katkıları olan Rizeliler, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi M. Kemal Atatürk’e hemşehrilik teklifinde bulunur. Atatürk, bu teklifi 20 Nisan 1923’te Rize Livası İdare Meclisi üyelerinden Hüseyin Bey ile arkadaşlarına gönderdiği bir yazıyla kabul ettiğini bildirir. 29 Nisan 1923 tarihli Hakimiyet-i Milliye Gazetesi ve Yenigün Mecmuasında haber olarak yer alan gelişme, genç Türkiye Cumhuriyeti’nde büyük yankı uyandırır.</p>
<p>Memleket sularında ıslandı<br />
Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Rize’yi ziyareti, hemşehriliği kabulünden sonraki altıncı aya rastlar. 17-18 Eylül 1924 tarihinde Hamidiye zırhlısıyla Rize’ye gelen Atatürk, Rize halkı, vali Hurşit Bey, komutanlar ve heyetler tarafından karşılanır. Sahilde toplanan halk, Ata’ya ve eşi Latife hanıma büyük sevgi gösterisinde bulunur. Atatürk ve beraberindekileri Hamidiye zırhlısından alıp karaya ulaştırmaya çalışan motor denizin şiddetinden muvaffak olamayınca Müftü Mahallesinden 20 yaşındaki Hakkı Şentürk, dayanamaz ve öne atılır. Denize koşup Atatürk’ü sırtına alarak karaya çıkarmak ister. Atatürk, bu isteği “Bırakın ayaklarım memleketimin sularında ıslansın” diyerek geri çevirir.</p>
<p>Sahilde Ata’yı görmek için toplanan Rizeliler, gemiden yapılan top atışına silahlarıyla karşılık vererek sevgi ve coşkularını dile getirir. Halılar serilen güzergah boyunca kurbanlar kesilir, aynı gün şehirde açılışlar gerçekleştirilir. Ardından Reisi Cumhur Mustafa Kemal Atatürk Hükümet Dairesini, Belediye’yi, Halk Fırkasını ve kumandanlık dairelerini temsil edenlerle görüşür<br />
Atatürk, istirahat için kurtuluş savaşı yıllarından tanıdığı Mataracı Mehmet Efendi’nin konağına çekilir. Mehmet Efendi, bu müstesna misafire Rusya’dan satın aldığı kalpağını hediye eder. Atatürk, İstanbul’a dönünce kalpakla çektirdiği fotoğrafı imzalayarak o günün anısına Mehmet Efendi’ye gönderir. Bu fotoğraf halen Rize’de Atatürk Müzesi’ne dönüştürülen Mataracı Mehmet Efendi’nin evinde sergilenmektedir.</p>
<p>Rizeliler’in hemşehrisi M. Kemal Atatürk, Rize ile olan ilişkisini daha sonraki yıllarda da sürdürerek milli günler ve önemli hadiselerde kutlama mesajları gönderir. Çeşitli dönemlerde telgrafla haberleştiği isimler arasında Mektupçu Behçet Tuzcu, Halkevi Başkanı Oğuz Bey, Mataracı Mehmet Efendi ve Rize Muhafaza-i Hukuk Cemiyeti yöneticilerinden Lazzade Mustafa Efendi yer alır.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.pazar53.com/images/news/23700.jpg" alt="" width="470" height="320" /></p>
<p><!--[if gte mso 9]><xml> <w:WordDocument> <w:View>Normal</w:View> <w:Zoom>0</w:Zoom> <w:HyphenationZone>21</w:HyphenationZone> <w:PunctuationKerning /> <w:ValidateAgainstSchemas /> <w:SaveIfXMLInvalid>false</w:SaveIfXMLInvalid> <w:IgnoreMixedContent>false</w:IgnoreMixedContent> <w:AlwaysShowPlaceholderText>false</w:AlwaysShowPlaceholderText> <w:Compatibility> <w:BreakWrappedTables /> <w:SnapToGridInCell /> <w:WrapTextWithPunct /> <w:UseAsianBreakRules /> <w:DontGrowAutofit /> </w:Compatibility> <w:BrowserLevel>MicrosoftInternetExplorer4</w:BrowserLevel> </w:WordDocument> </xml><![endif]--><!--[if gte mso 9]><xml> <w:LatentStyles DefLockedState="false" LatentStyleCount="156"> </w:LatentStyles> </xml><![endif]--><!--  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 	{size:612.0pt 792.0pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --><!--[if gte mso 10]> <mce:style><!   /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:10.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-ansi-language:#0400; 	mso-fareast-language:#0400; 	mso-bidi-language:#0400;} --> <!--[endif]--></p>
<p class="MsoNormal">Rizeliler’in hemşerisi M. Kemal Atatürk, Rize ile olan ilişkisini daha sonraki yıllarda da sürdürerek milli günler ve önemli hadiselerde kutlama mesajları gönderir. Çeşitli dönemlerde telgrafla haberleştiği isimler arasında Mektupçu Behçet Tuzcu, Halkevi Başkanı Oğuz Bey, Mataracı Mehmet Efendi ve Rize Muhafaza-i Hukuk Cemiyeti yöneticilerinden Lazzade Mustafa Efendi yer alır.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal"><img class="alignnone" src="http://www.pazar53.com/images/news/23700.jpg" alt="" width="470" height="320" /></p>
<p class="MsoNormal">
<p>Mustafa Kemal Atatürk Rize ziyaretinde Rize İskelesinde coşkulu bir kalabalıkla karşılandı.(17.09.1924)</p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.pazar53.com/images/news/23701.jpg" alt="" width="470" height="367" /></p>
<p>Atatürk Memleketinde!<br />
Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin çiçeği burnunda vilayeti Rize, 1924 yılının 17–18 Nisan’ında en anlamlı günlerinden birini yaşadı. Rize’ye eşi Latife Hanım ile gelen M. Kemal Atatürk’ün sağında Vali Hurşit Bey ve “Üç Aliler”’den Ali Zırh yer alıyor.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.pazar53.com/images/news/23702.jpg" alt="" width="470" height="323" /></p>
<p>Büyük Puntolarla Duyuruldu<br />
29 Nisan 1923 tarihli Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi Gazi Paşa’nın Rizelilerin hemşehrilik teklifini kabul edişini büyük puntolarla halka duyuruyordu.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.pazar53.com/images/news/23703.jpg" alt="" width="470" height="309" /></p>
<p>Atatürk’ten Övgü<br />
Atatürk’ün kendi el yazısıyla Ankara’dan Rize Müdafa-ı Hukuk Cemiyeti’ne gönderdiği ve “Öteden beri herkesin yakından bildiği kahramanlıklarıyla kendilerin tanıtmış olan Lazistan Ahali’nin ülkenin kurtuluşu için azim ve üstün gayretlerini takdir ederiz” şeklinde bir cümle sarf ettiği telgrafı Rizeliler için övgü dolu sözler içeriyordu.</p>
<p><span style="font-family: verdana;"><br />
<span style="font-family: verdana;"><span style="font-family: verdana;"><span style="color: #ffffff;"><img src="http://www.pazar53.com/images/news/23704.jpg" border="0" alt="" /></span></span></span></p>
<p></span>Rize Hükümet Konağından Ayrılırken</p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.pazar53.com/images/news/23705.jpg" alt="" width="470" height="316" /></p>
<p>Mustafa Kemal Atatürk Rize Ziyaretinde Hükümet Konağından Ayrılırken</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ataturke.com/ataturkun-rize-ile-olan-bagi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün Katıldığı Savaşlar (I. Bölüm)</title>
		<link>http://www.ataturke.com/ataturkun-katildigi-savaslar-i-bolum.html</link>
		<comments>http://www.ataturke.com/ataturkun-katildigi-savaslar-i-bolum.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 Oct 2009 01:48:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotoğraflar]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[ata]]></category>
		<category><![CDATA[ataturk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Katıldığı Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ataturke.com/?p=1260</guid>
		<description><![CDATA[Atatürk&#8217;ün Katıldığı Savaşlar (I. Bölüm)
Osmanlı İmparatorluğu Döneminde Katıldığı Savaşlar
I &#8211; TARBLUSGARP SAVAŞI
İtalya, 19. yüzyılın sonlarına doğru, bugün Libya adıyla anılan Kuzey Afrika&#8217;daki Trablusgarp ve Bingazi&#8217;yi ile geçirmeyi planlamıştı. O dönem İngiltere Mısır&#8217;a, Fransa da Tunus&#8217;a hakim olmuş, İtalya da gözünü Trablusgarp&#8217;a dikmişti. İtalya, İngiltere ve Fransa&#8217;yla yaptığı gizli ve açık anlaşmalarla Trablusgarp&#8217;ı işgal onayını aldıktan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><span style="text-decoration: underline;">Atatürk&#8217;ün Katıldığı Savaşlar (I. Bölüm)</span></h2>
<p>Osmanlı İmparatorluğu Döneminde Katıldığı Savaşlar</p>
<p><strong>I &#8211; TARBLUSGARP SAVAŞI</strong></p>
<p>İtalya, 19. yüzyılın sonlarına doğru, bugün Libya adıyla anılan Kuzey Afrika&#8217;daki Trablusgarp ve Bingazi&#8217;yi ile geçirmeyi planlamıştı. O dönem İngiltere Mısır&#8217;a, Fransa da Tunus&#8217;a hakim olmuş, İtalya da gözünü Trablusgarp&#8217;a dikmişti. İtalya, İngiltere ve Fransa&#8217;yla yaptığı gizli ve açık anlaşmalarla Trablusgarp&#8217;ı işgal onayını aldıktan sonra, 29 Eylül 1911&#8242;de Osmanlı Devleti&#8217;ne savaş ilan etti. 5 Ekim 1911&#8242;de Trablus&#8217;a asker çıkardı. 20 Ekime kadar peş peşe Tobruk, Derne ve Bingazi İtalyanların eline geçti. Osmanlı ordusunun genç subaylarından bir bölümü Trablusgarp&#8217;ı savunmak için gönüllü olarak Mısır, Tunus yoluyla cepheye gittiler. Binbaşı Enver Bey, Kolağası Mustafa Kemal, Fuat Bey (Bulca), Nuri Bey (Conker), Fethi Bey (Okyar), Albay Neşet Bey bu subaylar arasındaydı. Enver Bey, Trablus&#8217;ta yerli Arapları teşkilatlandırarak savunmaya katılmalarını sağladı ve Askeri birlikleri üç komutanlığı ayırdı.</p>
<p>Trablus Komutanlığı : Kurmay Albay Neşet Bey<br />
Bingazi Komutanlığı : Kurmay Binbaşı Enver Bey<br />
Derne Komutanlığı : Kurmay Binbaşı Mustafa Kemal</p>
<p>Seyahati sırasında binbaşılığa yükselen Mustafa Kemal, 8 Aralık 1911&#8242;de Trablusgarp&#8217;a geldi. 22 Aralıkta Tobruk Savaşı&#8217;nı kazandı. Derne&#8217;de 16/17 Ocak 1912 taarruzunda gözünden yaralandı. Bir ay hastanede tedavi gören Mustafa Kemal, 6 Mart 1912&#8242;de Derne komutanı oldu. Derne&#8217;de başarılı savunma muharebeleri yaptı. Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşı&#8217;nın çıkması üzerine 15-18 Ekim 1921 tarihleri arasında, Osmanlı-İtalyan delegeleri arasında imzalanan Ouchy (Uşi) Barış Antlaşması ile sona erdi. Antlaşmaya göre Trablusgarp ve Bingazi tam bir İtalyan sömürgesi oldu. İtalya bununla da yetinmeyerek, 5 Kasım 1911&#8242;de Trablusgarp ve Bingazi&#8217;yi topraklarına kattığını dünyaya duyurdu. Gönüllü subaylar Balkan Savaşında görev almak üzere İstanbul&#8217;a döndüler.</p>
<p><strong>TRABLUSGARP SAVAŞI SONRASI</strong></p>
<p>UŞİ ANTLAŞMASI Trablusgarp Savaşı&#8217;nda İtalyanlara karşı başarılı direnişler başlamıştı. Aralarında Mustafa Kemal&#8217;in de bulunduğu genç subaylar, yerli Arapları örgütleyerek başarılı bir savunma hattı kurmuşlardı. Balkan Savaşları&#8217;nın başlaması nedeniyle bu yetenekli ve genç subaylar İstanbul&#8217;a çağrıldı. Bundan sonra, direnme cephesi çöktü ve İtalyanlar Trablusgarp ve Bingazi&#8217;yi rahatça ele geçirdiler. Ege denizine de bir filo yollayan İtalya, 12 adayı işgal etti. Libya tümden elimizden çıktı. Bunun üzerine Ouchy (Uşi) kentinde, 15-18 Ekim 1912&#8242;de İtalya ile Osmanlı Devleti arasında barış antlaşması imzalandı. Uşi Antlaşmasına göre, Libya İtalya&#8217;ya bırakıldı. 12 ada ise, Balkan Savaşları sonunda Osmanlı devletine geri verilecekti. Ama, İtalyanlar sözlerinde durmadılar ve böylece Ege&#8217;deki Türk egemenliği de sarsılmaya başladı.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="alignnone" src="http://www.ataturk.net/imp/3k.gif" alt="" width="200" height="143" /></p>
<p style="text-align: left;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>II &#8211; BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI</strong></span></p>
<p>1914-1918 yılları arasında yapılan ve dünya tarihinin en kanlı savaşlarından biri olan I. Dünya Savaşı&#8217;nda V. Mehmet Reşat yönetimindeki Osmanlı İmparatorluğu İttifak Devletleri denilen Almanya (Wilhelm II) ve Avusturya-Macaristan&#8217;ın (Franz Joseph) yanında yer alarak, İtilaf Devletlerine; İngiltere, Fransa, Rusya, İtalya&#8217;ya karşı savaştı. Savaşın ilk yıllarında Karadağ, Sırbistan, Romanya, daha sonraki yıllarında da ABD, Japonya, Yunanistan, Belçika, Portekiz İtilaf Devletlerinin yanında savaşa katıldı. Sömürge durumundaki birçok devlet de dolaylı olarak savaşta görev aldı.</p>
<p>28 Temmuz 1914&#8242;te başlayan I. Dünya Savaşı&#8217;na, o dönemde siyasi, ekonomik, sosyal ve askeri yönden bunalım içindeki Osmanlı Devleti, Almanların ekonomik ve askeri yardım vaatleri ve İttihat ve Terakki Partisi önderleri Enver Paşa, Cemal Paşa ve Talat Paşa&#8217;nın şahsi kararları sonucunda katıldı. 2 Ağustos 1914&#8242;te önce gizli bir Osmanlı İmparatorluğu-Almanya ittifak anlaşması imzalandı. Aynı gün seferberlik ilan edildi. Akdeniz&#8217;de İngilizlerin baskısından kaçan Goben ve Breslaw (Yavuz ve Midilli) adlı Alman savaş gemilerinin, 27 Ekim 1914&#8242;te Karadeniz&#8217;e açılıp Sivastopol ve Odesa&#8217;yı bombalaması üzerine, Rus Ordusu 2 Kasım 1914&#8242;te doğudan taarruza geçti. İngiliz ve Fransız savaş gemileri 3 Kasım 1914&#8242;te Çanakkale Tabyalarını topa tutmaya başladı. Böylece, Osmanlı İmparatorluğu fiilen savaşa girdi. 5 Kasım&#8217;da, İngiltere ve Fransa Osmanlı Devleti&#8217;ne savaş ilan etti. 11 Kasımda bütün Müslümanların Halifenin yanında düşmana karşı savaşa çağrılması anlamına gelen &#8220;Cihad-ı Ekber&#8221; halka duyuruldu.<br />
1. Dünya Savaşı&#8217;nda Osmanlı Devleti 2.900.000 askeri silah altına aldı. Dört yıl süren savaş boyunca 253.000&#8242;i Çanakkale Cephesi&#8217;nde olmak üzere, toplam 400.000 şehit verildi. 1.050.000 asker de yaralandı veya esir düştü. Osmanlı İmparatorluğu, I. Dünya Savaşı&#8217;nda 9 ayrı cephede mücadele verdi.<br />
30 Ekim 1918&#8242;de Osmanlı Devleti Mondros Mütarekesi&#8217;ni imzalayarak savaştan çekildi.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün 1. Dünya Savaşına ilişkin görüşleri </span></p>
<p>Türkiye Umumi harbe girmeye mecburdu ve mevcut dünya dengesine göre bu giriş şeklide olandan ve görülenden başka türlü olamazdı. Belki harbe giriş zamanı, belki kuvvetlerin kullanma tarzları, hulasa bir sürü teferruat tenkit olunabilir. Fakat esasa diyecek yoktur. Türkiye harbe girerdi ve böyle girerdi. 1922</p>
<p><strong>BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI SONRASI</strong></p>
<p><strong>MONDROS MÜTAREKESİ </strong></p>
<p>30 Ekim 1918 tarihinde, Limni adasının Mondros Limanı&#8217;nda Bahriye Nazırı Hüseyin Rauf Orbay&#8217;ın Başkanlığı&#8217;nı yaptığı Osmanlı Heyeti ile İngiliz Amiral Calthorp&#8217;un Başkanı olduğu İtilaf Devletleri Heyeti arasında imzalanan Mondros Mütarekesi ile silahlı çatışma sona ermiştir. 1. Dünya Savaşını bitiren bu Antlaşma aslında çok ağır şartlar taşıyordu. Mondros Mütarekesi aslında Osmanlı Devleti&#8217;nin yıkılışını öngörmekte; İtilaf Devletlerine Osmanlı İmparatorluğunun herhangi bir bölgesine, güvenliklerini tehdit edecek bir durum nedeni ile işgal hakkını tanımakta idi.<br />
Mustafa Kemal&#8217;in o zaman ifade ettikleri üzere; Osmanlı Hükümeti bu mütareke ile kendini kayıtsız şartsız düşmana teslim etmeğe muvafakat etmiştir. Yalnız muvafakat etmiş değil, düşmanların memleketi istilası için onlara muaveneti(yardımı) de vaad eylemiştir. Bu Mütareke olduğu gibi tatbik edildiği takdirde memleketin baştan sona kadar işgal ve istilaya maruz olacağı şüphesizdir.<br />
Mondros Ateşkes Antlaşması ile İtilaf Devletleri, barış antlaşmasının imzalanmasını beklemeden, Türk Topraklarının taksimine giriştiler. Ateşkes Antlaşmasının 7. maddesi gereğince, bütün bir memleketin işgali için İtilaf Devletlerine imkan veriyordu.<br />
Mondros Ateşkes Antlaşması&#8217;nın başlıca hükümleri şunlardır: 1- Çanakkale ve İstanbul Boğazlarının açılması, Karadeniz&#8217;e serbestçe geçişin temini ve Çanakkale ve Karadeniz istihkamlarının İtilaf Devletleri tarafından işgali sağlanacaktır.<br />
2- Osmanlı sularındaki bütün torpil tarlaları ile torpido ve kovan mevzilerinin yerleri gösterilecek ve bunları taramak ve kaldırmak için yardım edilecektir.<br />
3- Karadeniz&#8217;deki torpiller hakkında bilgi verilecektir.<br />
4- İtilaf Devletlerinin bütün esirleri ile Ermeni esirleri kayıtsız şartsız İstanbul&#8217;da teslim olunacaktır.<br />
5- Hudutların korunması ve iç asayişin temini dışında, Osmanlı ordusu derhal terhis edilecektir.<br />
6- Osmanlı harp gemileri teslim olup, gösterilecek Osmanlı limanlarında gözaltında bulundurulacaktır.<br />
7- İtilaf Devletleri, güvenliklerini tehdit edecek bir durumun ortaya çıkması halinde herhangi bir stratejik yeri işgal etme hakkına sahip olacaktır.<br />
8- Osmanlı demiryollarından İtilaf Devletleri istifade edecekler ve Osmanlı ticaret gemileri onların hizmetinde bulundurulacaktır.<br />
9- İtilaf Devletleri, Osmanlı tersane ve limanlarındaki vasıtalardan istifade sağlayacaktır.<br />
10-Toros Tünelleri, İtilaf Devletleri tarafından işgal olunacaktır.<br />
11- İran içlerinde ve Kafkasya&#8217;da bulunan Osmanlı kuvvetleri, işgal ettikleri yerlerden geri çekilecekler.<br />
12- Hükümet haberleşmesi dışında, telsiz, telgraf ve kabloların denetimi, İtilaf Devletlerine geçecektir.<br />
13- Askeri, ticari ve denizle ilgili madde ve malzemelerin tahribi önlenecektir.<br />
14- İtilaf Devletleri kömür, mazot ve yağ maddelerini Türkiye&#8217;den temin edeceklerdir.(Bu maddelerden hiç biri ihraç olunmayacaktır.)<br />
15- Bütün demiryolları, İtilaf Devletlerin zabıtası tarafından kontrol altına alınacaktır.<br />
16- Hicaz, Asir, Yemen, Suriye ve Irak&#8217;taki kuvvetler en yakın İtilaf Devletlerinin kumandanlarına teslim olunacaktır.<br />
17- Trablus ve Bingazi&#8217;deki Osmanlı subayları en yakın İtalyan garnizonuna teslim olacaktır.<br />
18- Trablus ve Bingazi&#8217;de Osmanlı işgali altında bulunan limanlar İtalyanlara teslim olunacaktır.<br />
19- Asker ve sivil Alman ve Avusturya uyruğu, bir ay zarfında Osmanlı topraklarını terk edeceklerdir.<br />
20- Gerek askeri teçhizatın teslimine, gerek Osmanlı Ordusunun terhisine ve gerekse nakil vasıtalarının İtilaf Devletlerine teslimine dair verilecek herhangi bir emir, derhal yerine getirilecektir.<br />
21- İtilaf Devletleri adına bir üye, iaşe nezaretinde çalışacak bu devletlerin ihtiyaçlarını temin edecek ve isteyeceği her bilgi kendisine verilecektir.<br />
22- Osmanlı harp esirleri, İtilaf Devletlerinin nezdinde kalacaktır.<br />
23- Osmanlı Hükümeti, merkezi devletlerle bütün ilişkilerini kesecektir.<br />
24- Altı vilayet adı verilen yerlerde bir kargaşalık olursa, vilayetlerin herhangi bir kısmının işgali hakkını İtilaf Devletleri haiz bulunacaktır.<br />
25- Müttefiklerle Osmanlı Devleti arasındaki savaş, 1918 yılı Ekim ayının 31 günü mahalli saat ile öğle zamanı sona erecektir.</p>
<p><strong>PARİS BARIŞ KONFERANSI (18 Ocak 1919) </strong></p>
<p>1. Dünya Savaşı sonunda barış antlaşmalarını hazırlamak amacıyla, İtilaf Devletleri arasında yapıldı. Konferansın kararlarına hakim olan beş devlet vardı: ABD, İngiltere, Fransa, Japonya ve İtalya. Konferansa esas itibariyle İngiltere ve Fransa hakim oldu. Konferansa katılan ABD Başkanı Wilson&#8217;un amacı, Milletler Cemiyeti&#8217;nin kurulmasını sağlamaktı. İngiltere ve Fransa ise barışı düşünmekten çok, barış düzeninde kendi çıkarlarını en iyi şekilde gerçekleştirecek yolu arama çabası içindeydiler. Fransa&#8217;nın amacı Almanya&#8217;yı bir daha savaş yapamayacak duruma getirmekti. İngiltere&#8217;ye gelince, esas amacı, Alman tehlikesini ortadan kaldırmak ve Avrupa&#8217;nın dengesini bozucu faktörleri yok etmekti. Toprak ve sömürge taleplerinden vazgeçmek istemeyen Fransa ve İngiltere, savaş öncesi benimsedikleri Wilson&#8217;un İlkelerini dikkate almadılar.</p>
<p><strong>SAN REMO KONFERANSI </strong></p>
<p>I. Dünya Savaşından sonra, 19 Nisan 1920&#8242;de İtalya&#8217;nın San Remo kasabasında Osmanlı topraklarının durumunu belirlemek için bir konferans toplandı. 26 Nisana kadar süren görüşmeler sonunda, Lübnan ve Suriye, Fransızların; Irak, Filistin ve Musul, İngilizlerin korumasına giriyordu. Doğu Anadolu&#8217;da, bağımsız Ermenistan ve Özerk Kürdistan devletlerinin kurulması kararlaştırıldı. Ayrıca, Trakya ve Batı Anadolu Yunanistan&#8217;a bırakılıyordu</p>
<p><strong>SEVR ANTLAŞMASI </strong></p>
<p>Ana hatları 24 Nisan 1920&#8242;de San Remo Konferansı&#8217;nda kararlaştırılan Sevr Antlaşması, 11 Mayıs 1920&#8242;de incelenmek üzere Osmanlı Hükümeti&#8217;ne verilmişti.<br />
Antlaşması&#8217;nın kabulünü kolaylaştırmak ve Sevr hükümlerini uygulamak üzere, İtilaf Devletleri&#8217;nin teşvik ve desteği ile Yunan ordusu da 23 Haziran 1920&#8242;de Anadolu&#8217;da ve Trakya&#8217;da saldırıya geçti. Bursa&#8217;nın, Balıkesir&#8217;in, Uşak&#8217;ın ve Nazilli&#8217;nin ardarda işgali ile Sevr&#8217;in uygulanmasını sağlamak ve Antlaşma maddelerinde herhangi bir değişikliğe meydan vermemek bu saldırıda esas amaç olmuştu.<br />
Sultan Vahidettin&#8217;in başkanlığında toplanan Şüra-yı Saltanat 22 Temmuz 1920&#8242;de &#8220;zayıf bir mevcudiyeti, mahva tercih edilmeğe değer&#8221; görerek Antlaşma&#8217;nın onanmasına karar vermiştir. Tevfik Paşa&#8217;nın, Türk topraklarını parçalayan, milli şeref ve haysiyetle bağdaşmayan bu antlaşmayı imzalamaması üzerine Damat Ferit Paşa tarafından görevlendirilen Reşat Halis Bey, Hadi Paşa ve Rıza Tevfik (Bölükbaşı) Bey Sevr Antlaşmasını 10 Ağustos 1920&#8242;de imzaladılar.<br />
Sevr Antlaşması&#8217;na göre, Osmanlı İmparatorluğu parçalanıyor, Türk Milleti de yasama hakkından yoksun bırakılıyordu.<br />
Rumeli sınırımız aşağıda yukarı İstanbul vilayetinin sınır olarak tayin olunuyordu. Batı Anadolu ( İzmir ve havalisi) Yunanlıları verilecekti. Güney sınırı ise, Mardin, Urfa, Gaziantep, Amanos dağları ve Osmaniye&#8217;nin kuzeyinden geçmekte ve bu sınırın güneyini Fransa&#8217;ya bırakmakta idi. Doğuda Bayazıt, Van, Muş, Bitlis ve Erzincan&#8217;ı içine alan bir Ermenistan, Irak ve Suriye arasında bir Kürdistan kurulacaktı. Bunun dışında, Türkiye&#8217;ye bırakılan topraklar nüfus mıntıkalarına ayrılmakta; İtalyanlar Antalya ve Konya, Fransızlar Adana, Sivas ve Malatya bölgesi üzerinde, İngilizler de Irak&#8217;ın kuzey kısmında nüfus bölgeleri tesis ediyorlardı. İstanbul&#8217;da ise hükümet ve padişah oturacak fakat, İstanbul milletlerarası bir şehir olacak, Boğazlar&#8217;da ordusu, donanması, bütçesi ve organize kuruluşları ile bir komisyon bulunacaktı, Türklere bırakılan bölge, hakimiyet hakkı en ağır şekilde sınırlanmış, Ankara ve Kastamonu vilayetleri ve dolayları idi. Sevr&#8217;e göre, memleket dahilinde bulunan azınlık, Türklerden daha fazla haklara sahip oluyor, vergi vermeyerek, askeri hizmet yapmayarak imtiyazlı (ayrıcalıklı) bir durumda bulunuyordu. Türk tabiyetinden çıkanlar birçok yükümlülüklerden kurtulduğu gibi, yeniden hiç kimse Türk tabiyetine de giremeyecekti.<br />
Devletin askeri kuvveti, her bakımdan sınırlanarak azami miktar 50.700 kişi olacak; Tank, ağır top, uçak bulunmayacaktı. Askerlik de gönüllü olacak, donanma ise 7 gambot ve 6 torpidodan ibaret olup, donanmada denizaltı da bulunmayacaktı. Diğer taraftan mali ve iktisadi hükümler, Osmanlı Hükümeti ile Meclisin yetkilerini hiçe saydıracak şekilde sınırlayıcı ve külfet teşkil eder mahiyette olup, Osmanlı Devletini İtilaf Devletlerinin müşterek sömürgesi haline, getiriyordu. İngiliz, Fransız ve İtalyan devletlerinin temsilcilerinden kurulu Mali Komisyon, Osmanlı devletinin gelir ve giderlerini düzenlemekte ve devletin yetkilerini devletlik sıfatı ile bağdaştırılmayacak şekilde bağlamakta idi.<br />
Sevr Antlaşması&#8217;nın Osmanlı Hükümeti&#8217;nce imzalanması, Anadolu&#8217;daki milli mücadele azmini kuvvetlendirmiş, halkın İstanbul Hükümeti&#8217;nden ümitlerini kesmesine neden olmuştur.<br />
Büyük Millet Meclisi 19 Ağustos 1920 tarihli toplantısında, Sevr Antlaşması&#8217;nı imzalayan ve bunu onaylayan Şüra-yı Saltanat&#8217;ta bulunanların vatan hiyanetiyle itham olunarak vatansız sayılmaları kararını aldı. Aynı zamanda Büyük Millet Meclisi Hükümeti bu antlaşma ile kendini hiç bir surette bağlı görmediğini de ilan etti.<br />
Ermenistan ve Özerk Kürdistan devletlerinin kurulması kararlaştırıldı. Ayrıca, Trakya ve Batı Anadolu Yunanistan&#8217;a bırakılıyordu.</p>
<p><strong>BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞINDA ÇANAKKALE CEPHESİ</strong></p>
<p><strong><img src="http://www.ataturk.net/imp/4k.gif" alt="" width="100" height="140" /></strong></p>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: left;">
<p style="text-align: left;">
<p style="text-align: left;">
<p style="text-align: left;">
<p>I. Dünya Savaşı&#8217;nda Osmanlı Devleti&#8217;nin en başarılı olduğu cephe Çanakkale Cephesidir. Dünya tarihinin en kanlı savaşı bu cephede cereyan etmiştir.</p>
<p>İngiltere ve Fransa, müttefikleri Rusya&#8217;yla birleşerek savaşın seyrini lehlerine çevirmek istiyordu. Rus ekonomisi savaşın yükünü kaldıramaz hale gelmişti. İtilaf Devletleri Osmanlı Devletini saf dışı bırakmak, Rus Ordusuna gerekli askeri yardımı ve malzemeyi en hızlı bir şekilde ulaştırmak, Kafkasya Cephesinde bunalan Rusya&#8217;yı rahatlatmak ve Türk Ordusunun geri çekilmesini sağlamak için Çanakkale Boğazına harekat düzenlediler. İngiliz ve Fransız savaş gemilerinin Çanakkale Boğazı&#8217;ndan geçişlerine 18 Mart 1915&#8242;te başarıyla karşı konuldu. İtilaf Devletleri donanması ağır kayıplar verince, Gelibolu Yarımadası&#8217;na asker çıkarıp kara muhaberelerini başlattılar. 25 Nisan 1915&#8242;te Arıburnu&#8217;na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal&#8217;in komuta ettiği birlik Conkbayırı&#8217;nda durdurdu. Bu başarı üzerine, Mustafa Kemal albaylığa yükseltildi.<br />
General Harrington komutasındaki İngiliz birlikleri 6-7 Ağustos 1915&#8242;te tekrar taarruz etti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal, 9-10 Ağustos 1915&#8242;te 1. Anafartalar Zaferi&#8217;ni kazandı Bu zaferi, 17 Ağustosta Kireçtepe, 21 Ağustos&#8217;ta 2. Anafartalar zaferleri takip etti.<br />
Çanakkale Savaşı&#8217;na katılan Türk Ordusu&#8217;ndan, çoğu öğrenim çağında 253.000 subay, er ve erbaş şehit oldu. Çanakkale&#8217;nin geçilemeyeceğini anlayan İngiliz ve Fransızlar da, arkalarında Türkler kadar kayıp bıraktılar. 19/20 Aralık 1915&#8242;te Anafartalar ve Arıburnu&#8217;ndan, 8-9 Ocak 1916&#8242;da Seddülbahir&#8217;den kesin olarak çekildiler.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">MUSTAFA KEMAL Anlatıyor : </span></p>
<p>&#8220;10 Ağustos 1915. Conkbayırı&#8217;nı almak ve bütün boğaza hakim olmak için İngilizler 20.000 kişilik bir kuvvetle günlerce kazdıkları siperlere yerleşmişler, hücum anını bekliyorlardı. Gecenin karanlığı tamamen kalkmış, tan ağarmak üzere idi. 8. Tümen komutanı ve diğer subaylarını çağırdım.<br />
Mutlaka düşmanı mağlup edeceğinize inanıyorum. Ancak siz acele etmeyin evvela ben ileri gideyim. Size ben kırbacımla işaret verdiğim zaman hep birlikte atılırsınız dedim. Bu durumdan askerlerini de haberdar etmelerini istedim. Hücum baskın tarzında olacaktı. Sakin adımlarla ve süzülerek düşmana 20-30 metre yaklaştım. Binlerce askerin bulunduğu Conkbayırı&#8217;nda çıt çıkmıyordu. Dudaklar sessizce bu sıcak gecede dua ediyordu. Kontrol ettim. Kırbacımı başımın üstünde kaldırıp çevirdim ve birden aşağı indirdim. Saat 04.30&#8242;da kıyametler kopmuştu İngilizler neye uğradıklarını şaşırmıştı. Allah Allah sesleri bütün cephelerde, karanlıkta gökleri yırtıyordu.<br />
Her taraf duman içinde ve heyecan her yere hakim olmuştu. Düşmanın topçu ateşi gülleleri büyük çukurlar açıyor her tarafa şarapnel ve kurşun yağıyordu. Büyük bir şarapnel parçası tam kalbimin üzerine çarptı, sarsıldım elimi göğsüme götürdüm kan akmıyordu. Olayı Yb. Servet Bey&#8217;den başka kimse görmemişti. Ona parmağımla susmasını emrettim. Çünkü vurulduğumun duyulması cephelerde panik yaratabilirdi. Kalbimin üzerinde cebimde bulunan saat paramparça olmuştu. O gün akşama kadar birliklerin başında daha hırslı olarak çarpıştım. Yalnız bu şarapnel, kalbimin üzerinde aylarca gitmeyen derin bir kan lekesi bırakmıştı. Aynı gün gece yani 10 Ağustos günü beni mutlak ölümden kurtaran ve parçalanan saatimi Ordu Komutanı Liman von Sanders Paşaya hatıra olarak verdim. Çok şaşırmış ve heyecanlanmıştı. Kendileri de altın cep saatini bana hediye ettiler.<br />
Bu hücumlarda İngilizler binlerce ölü bırakarak tamamen geri çekildi ve Çanakkale&#8217;nin geçilmeyeceğini iyice anlamış oldular.&#8221;</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">MEHMETÇİĞİN ÇANAKKALE SAVAŞI&#8217;NI KAZINDIRAN YÜKSEK RUH (Kendisi Anlatıyor) </span></strong></p>
<p>&#8220;Bombasırtı Olayı ( 14 Mayıs 1915) çok önemli ve dünya harp tarihinde eşine rastlanması mümkün olmayan bir hadisedir. Karşılıklı siperler arasındaki mesafe 8 metre, yani ölüm muhakkak. Birinci siperdekilerin hiç birisi kurtulmamacasına şehit düşüyor. İkinci siperdekiler yıldırım gibi onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz. Bomba, şarapnel, kurşun yağmuru altında öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor ve en ufak bir çekinme bile göstermiyor. Sarsılma yok Okuma bilenler Kuran-ı Kerim okuyor ve Cennete gitmeye hazırlanıyor. Bilmeyenler ise, Kelime-i Şahadet getiriyor ve ezan okuyarak yürüyorlar. Sıcak cehennem gibi kaynıyor. 20 düşmana karşı her siperde bir nefer süngü ile çarpışıyor. Ölüyor, öldürüyor. İşte bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren, dünyanın hiç bir askerinde bulunmayan, tebrike değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki Çanakkale muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur.&#8221;</p>
<p><strong>DOĞU CEPHESİ</strong></p>
<p>2 Kasım 1914&#8242;te Rus kuvvetlerinin Kars&#8217;a doğru taarruzuyla cephede savaşlar başladı. 6/9 Kasım 1914&#8242;te Ruslarla Köprüköy savaşı yapıldı. Ruslar yenilince biraz geri çekildiler. 22 Aralık 1914&#8242;te Başkomutan Vekili Enver Paşa&#8217;nın çetin kış şartlarını rağmen Sarıkamış civarında Ruslara karşı yaptığı harekatta 3. Ordu&#8217;ya mensup askerlerden çoğu donarak şehit oldu. 60.000 şehit verildi.</p>
<p>1915 yılı baharında Ermenilerle birleşerek güçlenen Rus birliklerinin taarruzu başarılı oldu. Ruslar, Van ve Malazgirt&#8217;i aldılar 22 Temmuzda başlayan karşı taarruzla Van ve Malazgirt 25/26 Temmuz 1915&#8242;te kurtarıldı.<br />
1916 yılında Grandük Nikolas, Rus kuvvetlerinin başkomutanı olunca, Ruslar Kafkasya&#8217;daki kuvvetlerini artırarak taarruza geçtiler. 16 Şubat 1916&#8242;da Erzurum düştü. Trabzon&#8217;a da bir kolorduyla ilerlediler. 3. Ordu, Kemah-Refahiye-Tirebolu hattına çekildi. Mart 1916&#8242;da Bitlis, Muş, Van, Hakkari de Ruslar tarafından işgal edildi. Hükümet, Çanakkale Bölgesinde bulunan 2. Ordu&#8217;yu Kazım Karabekir komutanlığında doğu cephesine kaydırdı. 10 Mart 1916&#8242;da atama emrini alan Mustafa Kemal, Edirne&#8217;den Diyarbakır&#8217;a kaydırılan 16. Kolordu&#8217;nun komutanı olarak, 15 Mart 1916&#8242;da Doğu Cephesinde göreve başladı. 7/8 ağustos 1916&#8242;da Muş ve Bitlis Ruslardan kurtarıldı. Yıl sonuna kadar Ruslarla savaşa devam edildi.<br />
1917 yılında Rusya&#8217;da iç karışıklıklar başladı. Ekim 1917&#8242;de Bolşevikler devrimle yönetime el koydu. Yıl boyunca Rus birlikleri işgal ettikleri topraklardan çekildiler. 18 Aralık 1917&#8242;de Ruslarla Erzincan Mütarekesi yapıldı. Mütarekeden sonra Rus kuvvetleri Doğu Anadolu&#8217;yu tamamen terk etti. 1917 kışı, hem Türkler hem de Ruslar için güç şartlarda geçti. Soğuk ve hastalıklar sebebiyle iki tarafta ağır kayıplar verdi. Daha sonra 3 Mart 1918&#8242;de Brest Litovsk anlaşamsı yapılarak Kars, Ardahan ve Batum&#8217;un Osmanlı İmparatorluğu&#8217;na bırakılması saptandı.<br />
Rus birliklerinin geri çekilmesi üzerine, savaş sırasında kurulmuş bulunan Ermeni taburları Türk halkına saldırdı. 3. Ordu Ermeni çeteleriyle savaşmak zorunda kaldı. Ermeni kuvvetleri bozguna uğratılarak Nisan 1918 sonuna kadar, Kars, Ardahan, Batum kurtarıldı ve Gümrü&#8217;ye girildi.</p>
<p><strong><br />
YEMEN &#8211; HİCAZ (ARABİSTAN) CEPHESİ </strong></p>
<p>Halk arasında Yemen cephesi adıyla da anılır. I. Dünya Savaşı boyunca Osmanlı Devleti 4 Tümenlik bir kuvvetle Arabistandaki kutsal İslam şehirlerini korumaya çalıştı. 7. Kolordu&#8217;nun birer tümeni Hicaz, Asir, San&#8217;a ve Hudeybe&#8217;de konuşlandırılmıştı. Uzaklık sebebiyle bu tümenlere yeni asker, malzeme ve silah desteği sağlanamıyordu. 1916 yılında İngilizlerin kışkırtmasıyla, Araplar kendilerini koruyan Osmanlı Kuvvetlerine karşı ayaklandı. Mekke Şerif&#8217;i Hüseyin, bağımsızlığını ilan etti. Yemen&#8217;de İmam ***** Osmanlılara bağlı kalırken Asir&#8217;de Seyyid İdris de ayaklanmaya katıldı.<br />
1917 Şubatı&#8217;nda Hicaz Seferi Kuvvetler Komutanlığı&#8217;na atanmak üzere, Şam&#8217;a gelen Mustafa Kemal Paşa, Hicaz&#8217;ın boşuna savunulmayıp boşaltılmasını istedi. Manevi sebeplerden dolayı bu istek uygulanmadı. Komutanlık ataması da yapılmadı. Bin bir güçlükle Medine&#8217;yi, Yemen&#8217;i, Asir&#8217;in kuzeyini I. Dünya Savaşı sonuna kadar savunan 7. Kolordu, Mondros Mütarekesi&#8217;nden bir müddet sonra, 23 Ocak 1919&#8242;da teslim oldu.</p>
<p><strong>SİNA &#8211; FİLİSTİN CEPHESİ </strong></p>
<p>İngilizler 1914 yılı Aralık ayında Türk dostu saydıkları Hidiv Abbas Hilmi Paşa&#8217;yı yönetimden uzaklaştırarak, Mısır ve Süveyş Kanalı&#8217;na tamamen egemen oldular.<br />
Bahriye Nazırı ve 4. Ordu Komutanı Cemal Paşa&#8217;nın, 14 Ocak 1915&#8242;te 14.000 deveyle iki koldan Süveyş Kanalı&#8217;na yaptığı harekat (1.Kanal Savaşı) başarılı olamadı. 4 Şubat 1915&#8242;te Birüsseba-Gazze&#8217;ye geri dönüldü.<br />
1916 yılında Süveyş Kanalı&#8217;nı almak için 2. Kanal Harekatı yapılırken, Mekke Şerifi Hüseyin İngilizlerin kışkırtmasıyla Osmanlı Devletine karşı ayaklandı. Ayaklanmanın bastırılması için 4. Ordu&#8217;dan bir kısım birlikler Hicaz&#8217;a gönderildi. Ordunun geri kalan kısmıysa, Gazze-Şeria-Birüsseba hattında savunmaya çekildi. 1917 baharında İngilizler, Gazze&#8217;ye saldırdı. 1. ve 2. Gazze Savaşları yapıldı. İngilizler Türklerin kahramanca savunması karşısında çekilmek zorunda kaldılar. Takviyelerini artırmaya başlayan İngilizlerin Filistin Cephesinde toplanmaları üzerine, Cemal Paşa&#8217;nın uyarısıyla Yıldırım Ordularının Irak cephesinde kullanılmasından vazgeçilerek Filistin ve Suriye&#8217;de kullanılması kararlaştırıldı. Aynı yıl 7. Ordu Komutanlığına atanan Mustafa Kemal Paşa, Yıldırım Ordular Komutanı General Falkenhayn ile anlaşamadı. Harbin yönetimini tenkit eden iki rapor yazarak 6 Ekim 1917&#8242;de komutanlıktan istifa etti. Savaş hazırlıklarını tamamlayan İngilizler, 24 Ekim 1917&#8242;de 138.000 askerle taarruza başladılar. Birüsseba-Gazze Savaşı&#8217;nı kazandılar. 9 Kasım 1917&#8242;de Kudüs düştü. General Allenby komutasındaki İngiliz kuvvetlerinin Mart 1918 başı ile 18 Mayıs arasındaki Telazur, 1. ve 2. Salt-Amman taarruzları başarıyla durduruldu. Yığınaklarını artıran ve mevcudu 460.000&#8242;e yükselen İngiliz ordusunun 19 Eylül 1918&#8242;de Filistin&#8217;de başlattığı taarruz hızla gelişti ve Filistin tamamen İngilizlerin eline geçti.</p>
<p><strong>SURİYE CEPHESİ </strong></p>
<p>Bu cephede faaliyet 1917 yılında başladı. Halep&#8217;te 1917 yılında Bağdat&#8217;ı geri almak amacıyla 7. Ordu kuruldu. Ordunun ihtiyaçları için Almanlardan yardım sağlandı. 6. ve 7. Ordu&#8217;dan oluşan Yıldırım Ordular Grubu kurularak, komutanlığına Alman General Falkenhayn getirildi.</p>
<p>1918 yılında Falkenhayn&#8217;ın yerine Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı&#8217;na General Liman von Sanders atandı. 7. Ordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa idi. 460.000 kişilik İngiliz kuvvetlerinin 19 Eylül 1918&#8242;de başlattıkları taarruz Filistin&#8217;de durdurulamadı. İngilizler Suriye&#8217;ye ilerlediler ve Şam düştü. Yıldırım Ordular Komutanı, Halep&#8217;te savunma düzeni kurma görevini Mustafa Kemal Paşa&#8217;ya bırakıp, Adana&#8217;ya gitti. Mustafa Kemal bir yandan İngilizlerle, diğer yandan Arap silahlı çeteleriyle mücadele etmek zorunda kaldı. Halep&#8217;in kuzeyinde bir savunma hattı kurup İngilizler&#8217;i durdurmayı başardı. 31 Ekim 1918&#8242;de Mondros Mütarekesi&#8217;nden bir gün sonra Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı&#8217;na atandı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ataturke.com/ataturkun-katildigi-savaslar-i-bolum.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün Geometri Kitabı</title>
		<link>http://www.ataturke.com/ataturkun-geometri-kitabi-2.html</link>
		<comments>http://www.ataturke.com/ataturkun-geometri-kitabi-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 Oct 2009 01:21:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotoğraflar]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[ata]]></category>
		<category><![CDATA[ataturk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün Geometri Kitabı]]></category>
		<category><![CDATA[geometri]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal atatürk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ataturke.com/?p=1250</guid>
		<description><![CDATA[Atatürk&#8217;ün Geometri Kitabı





Atatürk, 1937’de geometri kitabı yazmıştı.
Müsellesin, zaviyetan-ı dahiletan mecmu’ü 180 derece ve müselles-i mütesaviyü’l-adla, zaviyeleri biribirine müsavi müselles demektir.” yerine Üçgenin iç açıları toplamı 180 derecedir ve eşkenar üçgen, açıları birbirine eşit üçgen demektir. dememizi Atatürk’e borçluyuz. 
“Müsellesin, zaviyetan-ı dahiletan mecmu’ü 180 derece ve müselles-i mütesaviyü’l-adla, zaviyeleri biribirine müsavi müselles demektir.” 
Osmanlıca bilmeyenlerimizin bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2 style="text-align: center;"><span style="text-decoration: underline;">Atatürk&#8217;ün Geometri Kitabı</span></h2>
<h2 style="text-align: center;"></h2>
<div id="post_message_276269">
<div><span style="font-family: Trebuchet MS;"><img src="http://img132.imageshack.us/img132/9945/geometrikitabidv9.gif" border="0" alt="" /></span></div>
</div>
<div id="post_message_276269">
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">Atatürk, 1937’de geometri kitabı yazmıştı.</span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">Müsellesin, zaviyetan-ı dahiletan mecmu’ü 180 derece ve müselles-i mütesaviyü’l-adla, zaviyeleri biribirine müsavi müselles demektir.” yerine Üçgenin iç açıları toplamı 180 derecedir ve eşkenar üçgen, açıları birbirine eşit üçgen demektir. dememizi Atatürk’e borçluyuz. </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">“Müsellesin, zaviyetan-ı dahiletan mecmu’ü 180 derece ve müselles-i mütesaviyü’l-adla, zaviyeleri biribirine müsavi müselles demektir.” </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">Osmanlıca bilmeyenlerimizin bu cümleyi anlayacağını sanmıyoruz. Bugün kullandığımız Türkçe ile yukardaki cümle şu anlama geliyor: “Üçgenin iç açıları toplamı 180 derecedir ve eşkenar üçgen, açıları birbirine eşit üçgen demektir.”1937 yılından önce öğrenciler ****matiği Osmanlıca terimlerle öğreniyorlardı. Daha doğrusu öğrenmiyorlar, ezberliyorlardı. Ta ki, Atatürk’ün bizzat yazdığı Geometri kitabında yeni matematik terimler geliştirilene kadar. </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">1937 yılının Kasım ayında yeni bir eğitim ve öğretim yılına girilirken, Mustafa Kemal Atatürk, Türk Dil Kurumu’nun çeşitli bilim dallarına ait Türkçe terimleri saptadığını, bu sayede dilimizin yabancı dillerin etkisinden kurtulma yolunda esaslı adımını attığını ilan eder. Aynı yıl okullarda, eğitim Türkçe terimlerle basılmış olan kitaplarla başlar ve bu olay kültür hayatı için önemli bir adım olur. Atatürk, dilde özleşmeyi olanakların son kertelerine kadar zorlamış, bilim ve düşün dilinin sadeleştirilmesinin ve eğitimin Türkçe yapılmasının gerekliliğini önemle vurgulamıştır. </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">Atatürk’ün geometri kitabı </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">Bilimsel terimlerin Türkçeleştirilmesinde karşımıza çıkan ilk adım yine, Atatürk’ün 1936-37 kış aylarında kendisinin yazdığı ve geometri öğretiminde yol gösterici olarak tasarlanan 44 sayfalık bir geometri kitabı. Kitap, 1937’de Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yazar adı konmadan yayınlanmış, 1971 yılında da ikinci bir baskısı Türk Dil Kurumu tarafından çıkarılmış. Kitapta yer alan, günümüzde de kullanılmakta olan pek çok terim, Atatürk tarafından türetilmiş. Atatürk’ün türettiği sözcükler ile daha önce kullanılan Osmanlıca sözcükler karşılaştırıldığında yapılan işin önemi ortaya çıkıyor. Tablodan da görülebileceği gibi bugün kullandığımız matematik terimlerinin hemen hemen tamamı Atatürk tarafından türetilmiş, başka bir ifadeyle bu sözcüklerin büyük çoğunluğu tutmuş. Atatürk’ün önerdiklerinden sadece “varsayı, pürüzma, dikey üçgen, dikey açı, tümey açı, imsiy, ökül, yüre” terimleri yerine, bugün sırasıyla “varsayım, prizma, dik üçgen, dik açı, tümler açı, benzerlik, tüm/bütün, küre” terimleri kullanılıyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">Osmanlıcası &#8211; Atatürk’ün önerdiği </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">Bu’ud &#8211; boyut </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">mekan &#8211; uzay </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">satıh &#8211; yüzey </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">kutur &#8211; çap </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">nısf-ı kutur &#8211; yarıçap </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">kavis &#8211; yay </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">muhit-i daire &#8211; çember mümâs &#8211; teğet </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">zâviye &#8211; açı </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">re’sen mütekabil zâviyeler &#8211; ters açılar </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">zâviyetan’ı mütabâdiletân-ı dâhiletan &#8211; iç ters açılar </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">kaaide &#8211; taban </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">ufkî &#8211; yatay </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">şâkulî &#8211; düşey </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">amûd &#8211; dikey </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">zâviyetân-ı mütevâfıkatân &#8211; yöndeş açılar </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">va’zîyet &#8211; konum </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">mustatîl &#8211; dikdörtgen </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">muhammes &#8211; beşgen </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">müselles-i mütesâviyü’l-adlâ’ &#8211; eşkenar üçgen </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">müselles-i mütesâviyü’ssâkeyn &#8211; </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">ikizkenar üçgen şibh-i </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">münharif &#8211; yamuk </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">mecmû &#8211; toplam </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">nisbet &#8211; oran </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">tenasüb &#8211; orantı </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">mesâha-i sathiyye &#8211; alan </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">müştak &#8211; türev </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">müsavi &#8211; eşit </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">mahrut &#8211; koni </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">faraziye &#8211; varsayı </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">hat &#8211; çizgi </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">mukavves &#8211; eğri </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">seviye &#8211; düzey </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">dılı &#8211; kenar </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">muvazi &#8211; paralel-koşut </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">menşur &#8211; pürüzma </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">hattı mail &#8211; eğik </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">veter &#8211; kiriş </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">re’s &#8211; köşe </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">zaviyei hadde &#8211; dar açı </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">hattı munassıf &#8211; açıortay </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">muhit &#8211; çevre </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">kaim zaviyeli müselles &#8211; dikey üçgen </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">tamamlıyan zaviye &#8211; tümey açı </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">murabba &#8211; kare </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">mümaselet &#8211; imsiy </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">umumi totale &#8211; ökül </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">küre &#8211; yüre </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">Agop Dilaçar: </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">&#8216;Atatürk’ün prensipleri doğruydu’ </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">Atatürk’ün dil çalışmalarını yakından izleme olanağı bulan tanınmış dil uzmanı Agop Dilaçar, Atatürk’ün yazdığı geometri kitabı üzerine şunları söylüyor: </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">“Atatürk hep matematikle uğraşırdı. Eski geometri terimleri çok ağdalı idi. Ben bile uzun uzun bu terimleri okuduğum halde, şimdikiler karşısında güçlüğünü daha iyi anlıyorum. Pedagojide bir gerçek var: Fikir yolunun açık olması, bir ipucunun bulunması lazımdır. Yoksa bir külçe gibi çöker. Müselles kelimesini ele alalım. Arapça okullarımızdan kaldırılmıştır. Sülüs’ten müstak (türetilmiş) bir kelime olduğunu öğrenici nasıl bilsin? Arapça yoğurucu bir dildir. Örneğin müsteşrik, şark kelimesinden gelmiş bir kelimedir. Önüne, ortasına, arkasına birtakım heceler eklenmiş. Bunun aslını bulmak bir Arapça gramer meselesidir. Okullarımızdan Arapça, Farsça kaldırılmış olduğundan, öğrenici “müselles”i kütle kelime olarak karşısında görecektir. “Üç” aklına gelmeyecektir. Ama müselles yerine üçgen dersek, bir üç var. “Gen”, Atatürk’e göre “genişlik”ten alınmıştır. Bir ipucu var. “Dörtgen”, dörtten gelmiştir. Bir ipucu vardır. Eşit, denk anlamına gelen eş’ten gelmiştir. Ama müsavi Arapça bir kelimedir. Bu sebeple Atatürk’ün prensipleri burada da doğru idi. Onun için bu en ağdalı olan bilim dalını ele aldı ve kitabı örnek olarak bıraktı.” </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">(Kaynak: S. A. Terzioğlu; Atatürk 1936-1937 yılında bir “geometri kitabı” yazmıştı. Cumhuriyet gazetesi, 15 Haziran 1971, s.1 ve 7.) </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">Atatürk Sivas Lisesi’nde matematik dersi veriyor </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">Atatürk, 1937 yılının 29 Mart’ında, ceyb (sinüs) ve teceyb (cosinüs) terimlerinin karşılıklarının bulunması için Ulus Gazetesi’ne ilan verdirerek bir yarışma açtı. Daha sonra, hazırlanan tüm terimler üç aylık Türk Dili Belleten Dergisi’nin Ekim 1937 tarihli sayısında yer aldı. 26 Eylül’de yapılan 5. Türk Dil Bayramı etkinlerinin de yer aldığı sayıda; matematik, fizik, kimya, biyoloji, zooloji, botanik, jeoloji terimlerinin Türkçe karşılıkları, Osmanlıca ve Fransızca adları bulunmaktadır. </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">Terim çalışmalarının ülkedeki etkilerini Atatürk, fiili olarak da inceledi. Ülkedeki pek çok okulu ziyaret ederek öncelikle matematik derslerine girdi ve öğrencilerin dersteki başarılarını gözlemledi. 1937 yılında Kültür Bakanı Saffet Arıkan, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Sabiha Gökçen, İsmail Hakkı Tekçe ve yaveri Naşit Mengü eşliğinde bir heyetle Sivas Lisesi’ne gitmişti. Lisenin 9-A sınıfında programdaki geometri (o zaman ki adıyla hendese) dersine girmiş bu derste bir kız öğrenciyi tahtaya kaldırmıştı. Öğrenci, tahtada çizdiği koşut iki çizginin, başka iki koşut çizgiyle kesişmesinden oluşan açıların Arapça adlarını söylemekte zorluk çekip yanlışlıklar yapınca durumdan etkilenen Atatürk tepki gösterdi. “Bu anlaşılmaz Arapça terimlerle, öğrencilere bilgi verilemez. Dersler, Türkçe yeni terimlerle anlatılmalıdır.” diyerek tebeşiri eline aldı, tahtada çizimlerle ‘zaviye’nin karşılığı olarak ‘açı’, ‘dılı’nın karşılığı olarak ‘kenar’, ‘müselles’in karşılığı olarak ‘üçgen’ gibi Türkçe yeni terimleri kullanarak, birtakım geometri konularını bu arada Pisagor teoremini anlattı. </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">(Kaynak: Ömer L. Örnekol’un anıları. Bilim ve Teknik, Kasım 1982, Sayı: 180.) </span><br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">Atatürk Sivas Lisesi’nde matematik dersi veriyor </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">Atatürk, 1937 yılının 29 Mart’ında, ceyb (sinüs) ve teceyb (cosinüs) terimlerinin karşılıklarının bulunması için Ulus Gazetesi’ne ilan verdirerek bir yarışma açtı. Daha sonra, hazırlanan tüm terimler üç aylık Türk Dili Belleten Dergisi’nin Ekim 1937 tarihli sayısında yer aldı. 26 Eylül’de yapılan 5. Türk Dil Bayramı etkinlerinin de yer aldığı sayıda; matematik, fizik, kimya, biyoloji, zooloji, botanik, jeoloji terimlerinin Türkçe karşılıkları, Osmanlıca ve Fransızca adları bulunmaktadır. </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">Terim çalışmalarının ülkedeki etkilerini Atatürk, fiili olarak da inceledi. Ülkedeki pek çok okulu ziyaret ederek öncelikle matematik derslerine girdi ve öğrencilerin dersteki başarılarını gözlemledi. 1937 yılında Kültür Bakanı Saffet Arıkan, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Sabiha Gökçen, İsmail Hakkı Tekçe ve yaveri Naşit Mengü eşliğinde bir heyetle Sivas Lisesi’ne gitmişti. Lisenin 9-A sınıfında programdaki geometri (o zaman ki adıyla hendese) dersine girmiş bu derste bir kız öğrenciyi tahtaya kaldırmıştı. Öğrenci, tahtada çizdiği koşut iki çizginin, başka iki koşut çizgiyle kesişmesinden oluşan açıların Arapça adlarını söylemekte zorluk çekip yanlışlıklar yapınca durumdan etkilenen Atatürk tepki gösterdi. “Bu anlaşılmaz Arapça terimlerle, öğrencilere bilgi verilemez. Dersler, Türkçe yeni terimlerle anlatılmalıdır.” diyerek tebeşiri eline aldı, tahtada çizimlerle ‘zaviye’nin karşılığı olarak ‘açı’, ‘dılı’nın karşılığı olarak ‘kenar’, ‘müselles’in karşılığı olarak ‘üçgen’ gibi Türkçe yeni terimleri kullanarak, birtakım geometri konularını bu arada Pisagor teoremini anlattı. </span></p>
<p><span style="font-family: Trebuchet MS;">(Kaynak: Ömer L. Örnekol’un anıları. Bilim ve Teknik, Kasım 1982, Sayı: 180.)</span></div>
<div></div>
<div><span style="font-family: Trebuchet MS;"><br />
</span></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ataturke.com/ataturkun-geometri-kitabi-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atatürk İnkılapları</title>
		<link>http://www.ataturke.com/ataturk-ve-spor-resimleri-2.html</link>
		<comments>http://www.ataturke.com/ataturk-ve-spor-resimleri-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 Oct 2009 01:16:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotoğraflar]]></category>
		<category><![CDATA[ata]]></category>
		<category><![CDATA[ataturk]]></category>
		<category><![CDATA[inkılap]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal atatürk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ataturke.com/?p=1246</guid>
		<description><![CDATA[Atatürk İnkılapları
Siyasal Alanda Yapılan Değişiklikler :
Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın önderliğinde 1919 yılında başlayan Ulusal Kurtuluş Savaşımız 1922&#8242;de tamamlandı. Osmanlı Devleti yöneticileri bu savaşın önderleri hakkında ölüm fermanları imzalamaktan çekinmediler. Kurtuluş Savaşı bittiği zaman bir yanda Büyük Millet Meclisi Hükümeti, öte yanda Osmanlı Saltanatı vardı. Büyük Millet Meclisi&#8217;nin 1 Kasım 1922 günü kabul ettiği bir yasa ile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2 style="text-align: center;"><span style="text-decoration: underline;">Atatürk İnkılapları</span></h2>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Siyasal Alanda Yapılan Değişiklikler :</strong></span><br />
Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın önderliğinde 1919 yılında başlayan Ulusal Kurtuluş Savaşımız 1922&#8242;de tamamlandı. Osmanlı Devleti yöneticileri bu savaşın önderleri hakkında ölüm fermanları imzalamaktan çekinmediler. Kurtuluş Savaşı bittiği zaman bir yanda Büyük Millet Meclisi Hükümeti, öte yanda Osmanlı Saltanatı vardı. Büyük Millet Meclisi&#8217;nin 1 Kasım 1922 günü kabul ettiği bir yasa ile tarihimizde saltanat dönemi kapandı. Yeni bir dönem başladı. Osmanlı Saltanatının kaldırılmasından sonra 1921 Anayasası&#8217;nda değişiklikler yapıldı. 29 Ekim 1923 günü Türkiye Devleti&#8217;nin hükümet şeklinin Cumhuriyet olduğu kabul edildi.<br />
Cumhuriyetin ilanı ile tarihimizde Cumhuriyet Dönemi başladı.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Hukuk Alanında Yapılan Değişiklikler :</span></strong><br />
Cumhuriyet öncesinde yargı işleri din adamları tarafından görülürdü. Kadı adı verilen yargıçlar din kurallarına göre karar verirdi. Hukuk alanında yapılan değişiklikle eski mahkemeler kapatıldı. Eski yasalar yürürlükten kaldırıldı. Uygar ulusların yasaları örnek alınarak boşanma, miras, ceza hukuku yeniden düzenlendi. Hukuk devrimi ile kadın &#8211; erkek arasında eşitlik sağlandı. Miras konusunda kadın ve erkek eşit pay almaya başladı. Kadınlar da erkekler gibi seçme ve seçilme hakkına kavuştu.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Eğitim Alanında Yapılan Değişiklik :</strong></span><br />
Osmanlı Devletinde eğitim sistemi dinseldi. Mahalle okulunu bitirenler isterlerse öğrenimlerini Medreselerde sürdürürlerdi. Medreselerde genel olarak dini bilgiler öğretilirdi. Bu öğrenim kurumlarında tekniğe, bilime önem verilmezdi. Medreselerin yanı sıra İmparatorluğun devlet işleri için kurulmuş Enderun adlı Saray Okulu vardı. Çok sonraları Tanzimat Döneminde Ortaokul dengi Rüştiye, Lise dengi İdadi ve Sultani okulları açıldı. Daha sonra Tıp, Harp Okulu, Mülkiye Okulları kuruldu.<br />
Cumhuriyet döneminde dine bağlı eğitim sistemine son verildi. Eğitim kurumlarında bilimsel yöntem ve ilkelere dayalı eğitim çalışmaları başladı. Tüm okullar bu ilkelere göre yeniden örgütlendi.<br />
Atatürk eğitime, öğretime çok önem verdi. Bilgisizliği kısa yoldan çözmek, okuma yazmayı kolaylaştırmak amacı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi 1 Kasım 1928 tarihinde Türk Alfabe Yasası&#8217;nı kabul etti. Bu alfabe ile okuma yazma öğrenilmesi için Ulus Okulları açıldı. Bütün yurtta okuma yazma öğrenme çalışmaları başladı. Atatürk, Ulus Okullarında Başöğretmen olarak dersler verdi.<br />
Harf değişikliğini, dilde özleşme izledi. Arapça ve Farsça sözcüklerden oluşan Osmanlıca yerine Türkçe konuşulup yazılmaya başlandı. Atatürk Türk Dili&#8217;nin benliğine kavuşma çalışmalarını yürütmek amacı ile 12 Temmuz 1932 tarihinde Türk Dili Tetkik Cemiyeti&#8217;ni kurdu. Dilimiz yabancı sözcüklerden arındı.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Ekonomik Alanda Yapılan Değişiklikler :</strong></span><br />
Lozan Barış Antlaşması ile yabancı uyruklulara tanınan kapitülasyon ayrıcalıkları kaldırıldı. Ülkemiz kendi zenginlik kaynaklarına sahip çıktı. Her alanda devlet öncülük etmeye başladı. Bankalar, fabrikalar kuruldu. Modern tarım çalışmalarına başlandı. Yollar, özellikle demiryolları yapımında büyük çaba gösterildi. Böylece yurdun en uzak yerlerine ulaşma olanağı hazırlandı. Ekonomik bağımsızlığımız kazanıldı. Ekonomik alanda sağlanan bu başarılar sonucu yurdumuz bayındırlaştı. Ulusumuz zenginleşti. Halk için ağır bir yük olan aşar vergisi kaldırıldı. Çağdaş vergilendirme yöntemleri uygulanmaya başlandı.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Sosyal Alanda Yapılan Değişiklikler :</strong></span><br />
Atatürk, ulusumuzun uygar uluslar düzeyine ulaşması için, sosyal alanda da köklü değişiklikler yaptı. Yeni okullar açtı. Hastaneler, dispanserler kurulmasını sağladı. Güzel sanatların gelişmesi için gerekli girişimlerde bulundu. Konservatuar kuruldu. Stadyumlar, spor alanları, kapalı spor salonları yapıldı. Uygar bir toplum için gerek duyulan tüm sosyal kurumlar Atatürk döneminde açıldı.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Ölçü Birimlerinde Yapılan Değişiklikler :</strong></span><br />
Atatürk dünya ile ilişkilerimizi düzenli yürütmek için ölçü birimlerinde değişiklikler yaptı.<br />
Uzunluk ölçüsü birimi olarak arşın, endaze; ağırlık ölçüsü birimi olarak okka, dirhem gibi ölçüleri kaldırarak bugün kullanmakta olduğumuz ölçü birimlerini kabul etti.<br />
Yurdumuzda daha önce takvim Hicri takvime göre düzenlenmişti. Buna göre dünyanın kullandığı takvimle aramızda 580 yıl kadar bir farklılık vardı. 1 Ocak 1926 tarihinden sonra bizde de Miladi takvim kullanılmaya başlandı. Eskiden ülkemizde ezani saat kullanılıyordu. Bu saat uygar ülkelerin kullandığı saate uymuyordu. Takvimde olduğu gibi saatler arasındaki bu uymazlık büyük karışıklıklara neden oluyordu. Bunları ünlemek için takvimle birlikte bugünkü kullandığımız saat kabul edildi.<br />
Hafta tatili Cuma&#8217;dan Pazar gününe alındı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ataturke.com/ataturk-ve-spor-resimleri-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Herkes Atatürkçü Olamaz</title>
		<link>http://www.ataturke.com/herkes-ataturkcu-olamaz.html</link>
		<comments>http://www.ataturke.com/herkes-ataturkcu-olamaz.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 Oct 2009 00:59:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotoğraflar]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[ata]]></category>
		<category><![CDATA[ataturk]]></category>
		<category><![CDATA[atatürkcü]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal atatürk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ataturke.com/?p=1238</guid>
		<description><![CDATA[Herkes Atatürkçü Olamaz

Herkes Atatürkçü olamaz. Atatürkçülük, bilgi, ahlak, beyin ve yürek işidir. Her omuz, her baş, her yürek bu onuru taşıyamaz, tadamaz
Yekta Güngör Özden

Sevgili Atatürk..
Kurduğun ve 15 yılda saygın devletler arasına soktuğun cumhuriyetinin sahipleri biziz bugün.. Sen onu bize emanet etmiştin.. Ne var ki, bizden öncekiler tüketti mirasını.. Köy çocuklarını eğitmek istemiştin. Doktor, mühendis olsunlar, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Herkes Atatürkçü Olamaz</p>
<p><img class="alignnone" src="http://img375.imageshack.us/img375/4292/atam305zturkyasamcombu0.jpg" alt="" width="480" height="670" /></p>
<p>Herkes Atatürkçü olamaz. Atatürkçülük, bilgi, ahlak, beyin ve yürek işidir. Her omuz, her baş, her yürek bu onuru taşıyamaz, tadamaz</p>
<p><strong>Yekta Güngör Özden</strong></p>
<p><strong><img class="alignnone" src="http://s.azbuz.com/uploads/images/24/24/5000000002424005.gif" alt="" width="340" height="225" /></strong></p>
<p>Sevgili Atatürk..<br />
Kurduğun ve 15 yılda saygın devletler arasına soktuğun cumhuriyetinin sahipleri biziz bugün.. Sen onu bize emanet etmiştin.. Ne var ki, bizden öncekiler tüketti mirasını.. Köy çocuklarını eğitmek istemiştin. Doktor, mühendis olsunlar, kendi halkına hizmet etsinler istemiştin. Halkevleri kurmuş; yeni bir dil yaratarak kültür seferberliği başlatmıştın. Şapka Devrimi’ni, Harf Devrimi’ni, Medeni Kanun Devrimi’ni.. Bugün bir takım varlıklılar rahat yaşasın, balolarda, kokteyllerde eğlensin diye yapmadın biliyoruz. Ama, sen öldükten hemen sonra karşı devrimi başlattılar Atatürk.. Kurumlarını çürüttüler, cumhuriyetinin altını oydular.. Üstelik hepsini senin adına yaptılar.. Ama öyle sağlam temelleri vardı ki onların.. Hala dimdik ayaktalar..</p>
<p>Yaşasaydı bizden olurdu dediler sermaye sahipleri.. Senin toprak reformunu savunan bir halkçı olduğunu bile bile.. Yaşasaydı bize oy verirdi dediler şeriatçılar.. Milyonların gözlerine bakarak.. Hiç utanmadan.. Görünen düşmanla savaşmak kolay Atatürk. Kimin ne olduğunu bilir, canımızı verir; yine de koruruz emanetini. Ama şimdi, herkes bir yanından çekiştiriyor seni. Herkes bizden diyor.. Herkes kullanıyor..</p>
<p>Ve bugün senin ülkende.. O yedi düvele meydan okuyan onurlu cumhuriyetinde.. İnsanlar aç yatıyor Atatürk.. Çoğu genç yaşta doktorsuzluktan, ilaçsızlıktan, kötü beslenmeden ölüyor.. İktidar bir avuç egemenin tekelinde yıllardır.. Demokrasi falan yok..<br />
Bakanlar, milletvekilleri birer oy makinesi.. İçlerinde sana hakaretten hapis yatanlar var.. Bankalar, devlet kurumları birer birer soyuluyor.. Ne umutlarla kurduğun şirketler, ‘babalar gibi’ satılıyor. Senin ‘efendilerine’, ‘gözünüzü toprak doyursun’ deniyor..</p>
<p>Halk, yobazlar elinde kendi gücünün bilincinden yoksun; öteki dünya nimetlerinin hayaliyle avunup duruyor.. Bu düzeni tersine çevirmesi beklenen kurumlar toplumun ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak; iç hesaplaşmalar peşinde, çırpınıyor..</p>
<p>İşte Sevgili Atatürk.. Üstüne titrediğin ülken epeyce değişmiş durumda bugün.. ‘Manda ve himaye kabul edilemez’ demiştin sen.. Bu günleri görünce ‘onca şehit, onca kan boşuna mıydı diye’ sormadan edemiyor insan, ne acı.. Dört yanımızı çevirmiş emperyalistler.. Asker mi, asker.. Yasa mı, yasa.. Ülken Ankara’dan yönetilmiyor artık..</p>
<p>Sen cumhuriyeti bize emanet ettin. Hitabende öngördüğün olaylar birer birer gerçek oluyor bugün.. Memleket zorda.. Halk perişan.. Ve gaflet.. Ve dalalet.. Dilimiz söylemeye varmıyor ama.. Hatta hıyanet..</p>
<p>Seni çok özledik.. Ve tüm güçlükleri seninle aşacağımıza inanıyoruz. yokluğunda, en çok bugün ihtiyacımız var sana..</p>
<p>Ama, oturup seni beklemeyi de düşünmüyoruz. Biliyoruz ki sen, seni beklemekten vazgeçtiğimiz anda geleceksin.. Çünkü, içimizdesin..</p>
<p>Sen, cumhuriyeti bize emanet ettin Atatürk.. Bütün umudum dedin bize.. Hep güvendin.. Tarih bize bu güveni kanıtlamak üzere bir fırsat verdi. Önderimiz sensin.. Çıkış yolu, ilkeler belli.. Bize kalan bir kıvılcım yaratmak senin yaptığın gibi..</p>
<p>Seni çok özledik Atatürk..</p>
<p>Hiçbir zaman yanılmadın sen.. Bu sefer de yanılmayacaksın&#8230; Yüzünü kara çıkarmayacağız..</p>
<p>Emanetine sahip çıkacağız.. Söz veriyoruz..</p>
<p>Sen rahat uyu..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ataturke.com/herkes-ataturkcu-olamaz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
