<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Atatürk Ziyaretçi Defteri, Atatürk Şiirleri, Atatürk&#039;ün hayatı, Atatürk İlkeleri, Atatürk &#187; Dökümanlar</title>
	<atom:link href="http://www.ataturke.com/category/dokumanlar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ataturke.com</link>
	<description>Atatürk Şiirleri, Atatürk&#039;ün hayatı, Atatürk İlkeleri, Atatürk</description>
	<lastBuildDate>Tue, 08 Jun 2010 00:58:38 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Atatürk ve Türkler</title>
		<link>http://www.ataturke.com/ataturk-ve-turkler.html</link>
		<comments>http://www.ataturke.com/ataturk-ve-turkler.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Feb 2010 03:33:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dökümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[ata]]></category>
		<category><![CDATA[ataturk]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[lider]]></category>
		<category><![CDATA[merhamet]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ataturke.com/?p=1336</guid>
		<description><![CDATA[Atatürk türk milletinin lideriydi. Vatanımız bir çok zorluğu Atamız sayesinde aşmıştır. Biz Türklerin kanında çılgınlık olmasıyla Atamızında önderliğinde bir çok savaşa girilmiş ve düşmanların bizden sayıca ve silah bakımından üstün olmalarına rağmen bu savaşlardan zafer kazanılmıştır. Çünkü bizim atalarımız ölümden korkmayan, içlerinde sadece Allah korkusu olan kişilerdi. Her ne olursa olsun esir aldıkları düşman askerlerine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Atatürk türk milletinin lideriydi. Vatanımız bir çok zorluğu Atamız sayesinde aşmıştır. Biz Türklerin kanında çılgınlık olmasıyla Atamızında önderliğinde bir çok savaşa girilmiş ve düşmanların bizden sayıca ve silah bakımından üstün olmalarına rağmen bu savaşlardan zafer kazanılmıştır. Çünkü bizim atalarımız ölümden korkmayan, içlerinde sadece Allah korkusu olan kişilerdi. Her ne olursa olsun esir aldıkları düşman askerlerine bile her zaman iyi davranmışlar onlara asla işkence yapmamışlardır. 1 lokma ekmeklerini bile esir düşman askerleriyle paylaşmış ve böylece Türk insanının gerçekliğini o zor durumlarda bile göstermişlerdir.</p>
<p>Şehitlerimizi rahmetle anıyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ataturke.com/ataturk-ve-turkler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mustafa Kemal Atatürk ve J. J. Rousseau&#8217;nun Düşüncelerinin Karşılaştırılması</title>
		<link>http://www.ataturke.com/mustafa-kemal-ataturk-ve-j-j-rousseaunun-dusuncelerinin-karsilastirilmasi.html</link>
		<comments>http://www.ataturke.com/mustafa-kemal-ataturk-ve-j-j-rousseaunun-dusuncelerinin-karsilastirilmasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Oct 2009 01:42:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dökümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[ataturk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk ve J. J. Rousseau karşılaştırması]]></category>
		<category><![CDATA[J. J. Rousseau]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal atatürk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ataturke.com/?p=1109</guid>
		<description><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk ve J. J. Rousseau&#8217;nun Düşüncelerinin Karşılaştırılması

Bu araştırmanın amacı, biri düşünür-Jean Jacques Rousseau &#8211; diğeri devlet ve eylem adamı-Mustafa Kemal- farklı dönemlerin iki şahsiyetinin düşüncelerinin birbirleriyle karşılaştırılarak incelenmesidir. Bu araştırma, Mustafa Kemal’in düşünce ağının oluşmasında Fransız Devrimi’nin düşünsel hazırlayıcılarından Rousseau’nun etkisinin ne çapta olduğunu saptamak gibi iddialı ve bir o kadar da imkânsız [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="font-size: small;"><span style="color: black;"><strong>Mustafa Kemal Atatürk ve J. J. Rousseau&#8217;nun Düşüncelerinin Karşılaştırılması</strong></span></span></span></p>
<p style="text-align: left;">
<p>Bu araştırmanın amacı, biri düşünür-Jean Jacques Rousseau &#8211; diğeri devlet ve eylem adamı-Mustafa Kemal- farklı dönemlerin iki şahsiyetinin düşüncelerinin birbirleriyle karşılaştırılarak incelenmesidir. Bu araştırma, Mustafa Kemal’in düşünce ağının oluşmasında Fransız Devrimi’nin düşünsel hazırlayıcılarından Rousseau’nun etkisinin ne çapta olduğunu saptamak gibi iddialı ve bir o kadar da imkânsız bir konuyu incelememekle birlikte, düşünceleri ve uygulamalarıyla bu iki adamın kavramlarının benzerliklerini ve farklılıklarını ortaya çıkarmayı hedeflemiştir.</p>
<p>Araştırmanın ilk bölümü konuya giriş özelliğinde olup Rousseau’nun çelişkilerini ve Mustafa Kemal’in Rousseau hakkındaki düşüncelerini içeriyor. İkinci bölüm, ise her ikisinin kavramlarının daha iyi anlaşılabilmesi için kimliklerini ortaya çıkaran sınıfsal konumlarını inceliyor. Üçüncü, dördüncü ve beşinci bölümler ise sırası ile, her ikisindeki egemenlik, özgürlük ve ortak çıkar kavramlarını karşılaştırıyor. Daha sonraki bölümde, Rousseau’nun düşüncelerinin uygulayıcıları olarak tanımlayabileceğimiz Jakobenler ile Türk Devrimi’nin benzerlik ve farklılıkları inceleniyor. Yedinci bölüm ise Türk Devrimi’ne olumsuz manada yapılan Jakoben suçlamalarına verilen yanıtları içeriyor. Araştırma boyunca. Mustafa Kemal ve Rousseau’nun incelenen konu hakkındaki sözlerine yer verilerek, onların düşüncelerinin daha kolay ve doğru değerlendirilmesi ve karşılaştırılması amaçlanmıştır.</p>
<p>I. ROUSSEAU ve MUSTAFA KEMAL</p>
<p>Rousseau ve Mustafa Kemal’in yaşadıkları dönemler, içlerinde bulundukları sosyal durum ve vatanlarının sorunları birbirinden oldukça farklıydı. Öncelikle; Rausseau bir düşünür ve kuramcıydı, hâlbuki Mustafa Kemal belli bir amacı ve dünya görüşü olan bir eylem adamıydı. Bu da. teori ve uygulamadaki farklılığın ancak Mustafa Kemal’de incelenebileceği anlamına gelmektedir. Türk Devrimi dikkatli ve tarafsız bir şekilde incelendiği vakit, esasen Mustafa Kemal’in düşünceleriyle eylemlerinin çelişmekten çok birbirini tamamladıkları ve bu büyük “taktisyenin” stratejisinin parçaları olduğu sonucuna varılmaktadır. Rousseau’nun ise düşüncelerinde dahi çelişkiler olduğu gözleniyor. Althusser, Rousseau’nun Toplum Sözleşmesi’nin çelişkilerini incelediği “Politika ve Tarih” adlı eserinde, “(Rousseau’nun) Toplum Sözleşmesi, bir iç kuramsal tutarsızlığın yarattığı oyun ile sağlanabilmektedir.”(1) demektedir. Lecercle’ye göre ise, “Konuşma’da bir bireycilik patlaması görülmek istenmiş ve hemen ardından Le Contrat Social ile sert bir Devletçiliğe teslim olma olayının varlığı ileri sürülmüştür. Rousseau’nun eserlerinde şüphesiz çelişmeler vardır.”(2) Bu çelişkiler, ileride göreceğimiz üzere, onun egemenlik kavramında da bulunmaktadır. Onun eserlerinde diyalektik bir yöntem olduğu söylenebilir. Bu diyalektiğin en belirgin örneği, onun uygarlığın gelişimi hakkındaki düşüncelerinde vardır. Ona göre insanlar doğa hâlinde eşitti; yetkinleşebilirlik, özel mülkiyet ve uygarlık eşitsizliğin ortaya çıkmasına neden oldu. “Rousseaau eşitsizliğin doğuşunda bir ilerleme görüyor; ancak bu ilerleme karşıt bir ilerlemedir, aynı zamanda bir gerilemedir.” (3) Rousseau, temeli bu diyalektik olan düşünceleriyle “insanlığın zamanın akışı içinde düşünmede artan bir aydınlanmaya, yaşamada gittikçe derinleşen bir mutluluğa doğru durmadan ilerlediğine inanan tipik Aydınlanma görüşüne karşı çıkar.” (4) Rousseau, çağdaşlaşmaya, matbaayı Osmanlı İmparatorluğu’na sokmayan Osmanlı Padişahlarına övgüler yağdıracak kadar karşıdır. Uygarlığın karşısında görünen Rousseau, “aklın egemenliği” ilkesini savunurken de bir çelişki yaratmıştır.</p>
<p>Ziya Paşa tarafından Türkçe’ye çevrilen “Toplum Sözleşmesi” Yeni Osmanlılar döneminden başlayarak Türk aydınlarını etkilemişti. Mustafa Kemal’in de Rousseau’nun bu eserini(5) kendisi için önemli olan bölümlerin altını çizerek okuduğu biliniyor.(6) Onun Rousseau hakkındaki şu sözleri ilgi çekicidir:</p>
<p>“Bu Meşrutiyet kuramlarını bulan en büyük filozofların, bu kuramları kurmak için çalıştıkları esasları inceledim, bunların içeriğini anlamaya çalıştım. Benim gördüğüm şudur: Düşünmüşler ve nasıl yapalım da bu zorba kuvvet, o toplumsal ve ulusal iradenin aşağısında kalabilsin ya da sıfıra ulaşabilsin diyorlar. Ve bunu başaramamak yüzünden büyük ve derin bir ıstırap duyuyorlar. Jean Jacques Rousseau’yu baştan sona kadar okuyunuz! Ben bunu okuduğum vakit, gerçek olduğuna inandığım bu kitap sahibinde iki esas gördüm. Birisi bu ıstırap, diğeri bir cinnettir. Merak ettim, özel durumunu inceledim. Anladım ki, bu adam mecnun idi ve cinnet durumunda bu eserini yazmıştır. Dolayısıyla çok ve pek çok dayandığımız bu kuram, böyle bir dimağın ürünüdür.” (7)</p>
<p>Peki, Mustafa Kemal’in Rousseau’yu mecnunlukla ve cinnet geçirmekle suçlamasının nedeni ne olabilir? Rousseau’nun çelişkilerinden dolayı böyle bir sonuca varmış olabilir, Mustafa Kemal. Bir başka ihtimal de ülkesi için bilimsel metod ve çağdaşlaşmadan başka bir kurtuluş yolu görmeyen Mustafa Kemal’in, geriye dönüş özlemi duyan ve uygarlığın insanlığın düşmanı olduğunu iddia eden Rousseau’ya tepkisinin sonucu olabilir bu sözler.</p>
<p>Unutmamak gerekir ki, Mustafa Kemal ve Rousseau farklı çağların adamlarıdır. Rousseau, feodalizmden kapitalizme geçişi sağlayan Fransız Devrimi’nin düşünce kaynaklarından hindir. O. üçüncü toplumsal tabakanın (tiers e’tat) haklarının savunucusudur. Günümüze kadar gelişen burjuvazi onun doktrinini kendi çıkan doğrultusunda kullanmayı başarmıştır. Mustafa Kemal ise ülkesini feodalizmden kalan Ortaçağ kurumlarından arındırıp, ulusal burjuvazinin var olduğu kapitalist bir sisteme geçirmek istemişti. Aslında ikisinin de feodalizmin ayrıcalıklı sınıflarına karşı verdikleri mücadele birbirine benzer. Bununla birlikte, Fransız Devrimi bir sınıf devrimiyken, Türk Devrimi. Rousseau’nun düşüncelerinden yararlanıp, gelişip serpilen Avrupa burjuvazisinin sömürüsünden kurtulmaya çabalayan, anti-emperyalist ve tam bağımsızlıkçı bir az gelişmiş ülke devrimidir.</p>
<p>II. ROUSSEAU ve MUSTAFA KEMAL’İN SINIFSAL KONUMLARI</p>
<p>Rousseau’nun temsil ettiği ve sözcülüğünü yaptığı küçük burjuvazinin birbirinden çok farklı iki anlamı var. İlki, burjuvaya oranla daha küçük üretim araçlarına sahip ve feodal dönemin el sanatlarıyla uğraşan ve az düzeyde geliri olan emekçi bir kesim için kullanılır. Diğeri ise; (daha çok az gelişmiş ülkeler için kullanılmakla beraber) ülkenin halkını yönlendiren seçkin tabaka, yani aydınları ifade eder. “Sınıflar açısından, küçük burjuva aydını bir anlamda sınıflar arasıdır.”( O üretim sahibi değildir fakat devlet yöneticiliği sıfatıyla üretime etkisi önemlidir.</p>
<p>Babası saatçi olan Rousseau’nun ailesi küçük burjuvazinin mensubu iken. kendisi de kaynak olduğu düşünceleriyle küçük burjuva aydınlarının sözcüsü olmuştur. Mustafa Kemal ise Rousseau gibi orta halli bir aileden (babası küçük bir memurdu) gelmekle beraber ikinci manasıyla &#8211; yani bir aydın olarak &#8211; küçük burjuvazinin temsilcisidir. Rousseau’yla Mustafa Kemal’in sınıfsal konumlarını incelerken, kapitalizmin iki farklı sürecinden bahsediyor okluğumuzu unutmamak gerekir.</p>
<p>Rousseau’nun döneminde, kapitalizmin gelişmesiyle üçüncü toplumsal tabakanın içindeki sınıf farklılaşmaları iyice belirginleşmişti. Hâlbuki Rousseau için üçüncü sınıfı oluşturan bireyler eşitti: o, hiçbir vatandaşın ne başkasını satın alacak kadar varlıklı, ne de kendini satacak kadar yoksul olması gerektiğine inanmıştı. O, bütün vatandaşların küçük mülk sahibi olacakları sosyal eşitlik düzeninden yanaydı. Onun küçük burjuva ve halkın çıkarına uygun düşüncelerini, burjuvazi, feodal düzenin yıkılması için kullanmış ve kendi çıkarına uygun değerlendirmeyi başarabilmiştir. Feodalizme karşı büyük burjuvazi ile birlik olan küçük burjuvazi, aklın egemenliği sonucu olan demokratik düşüncelerin yerleşmesine taraftar olmuştu. Bununla birlikte, devrimci olan küçük burjuvazinin geçerli bir ekonomik program yoktu. Rousseau’nun düşüncelerini, temsilcisi olduğu küçük burjuvazinin gelişen kapitalizmdeki çelişkilerini hesaba katarak değerlendirmek gerekir. Bu çelişki, küçük burjuvazinin aklın egemenliği ilkesinden dolayı desteklediği kapitalizmin geçerli bir ekonomik programı olmayan bu sınıfı geriletecek olmasıdır. Diğer bir deyişle küçük burjuvazi kendi gerilemesi gördüğü bu ileri gidişi desteklemiştir.</p>
<p>Mustafa Kemal’in kapitalizmle olan ilişkisi, Rousseau’nunkinden çok farklı. O, feodalizmde çakılı kalmış Türkiye’yi kapitalizme geçirmeye çalışmıştır. Mustafa Kemal için ulusal devlet kurmanın önemli bir şartı ulusal bir ekonomi kurmak, dolayısıyla ulusal burjuvaziye sahip olmaktı. “Kaç milyonerimiz var? Hiç! Binaenaleyh biraz parası olanlara düşman olacak değiliz!” (9) sözüyle kapitalizmin yanında gözüküyor Mustafa Kemal. O, bir küçük burjuva aydını olarak toplumun ortak çıkarını düşünürken, Türkiye’de kapitalizmin, sanayi ve ticaret burjuvazisinin gelişmesi ve Türkiye’nin bir “zenginler memleketi” olması için de uğraş vermiştir. Bununla birlikte. Mustafa Kemal devrim boyunca zamanın koşullarına bağlı olarak hedefine ulaşmak için egemen sınıflarla (eşraf, ayan) işbirliği yapmıştır. Fakat hiçbir zaman iktidarı onların eline bırakmamış, diğer bir deyişle onları kullanmıştır.</p>
<p>Toplum Sözleşmesi Kitap III. Bölüm V<br />
Kısacası, bilge kişilerin halk yığınını yönetmesi en iyi ve en doğal bir düzen gereğidir; kendi çıkarları için değil, halkın yararı adına yönettiklerinden kimsenin kuşkusu olmadığı sürece hoş yere yönetim araçları artırmamalı, yüz seçkin insanın başarabileceği işi yüz bin kişiye yaptırmamalıdır.</p>
<p>“Aklın egemenliğini kurmak” feodalizmden kapitalizme geçişin sloganıydı. Rousseau’ya göre, bunu bir azınlık başarabilecektir. Halkın iyiliğini bulmak için yol göstericilere gereksinim olduğunu söyleyerek Rousseau, küçük burjuvaziye bir misyon yüklemiş oluyor. İleride de bahsedileceği üzere, Rousseau toplumun ortak yararı için cahil halka yol gösterecek kişi veya seçkinlerin yönetimi ele geçirmesi gerektiğini savunmuştur. Rousseau’nun bu seçkinleri, küçük burjuva aydını Jakobenler’dir.</p>
<p>Türk Devrimi’nin öncüleri olan, Osmanlı Devleti’ne başkaldırmış sivil-asker, aydın-bürokrat tabakası ülkenin küçük burjuvazi sınıfını oluşturuyordu. Mücadeleyi veren kadronun seçkin olduğu Büyük Millet Meclisi’nin Birinci Dönemi’ndeki (1920-1923) mebusların eğitim düzeyleri incelenerek anlaşılır. “Yaklaşık olarak dörtte üçü Avrupa düzeyinde lise ya da üniversite öğrenimi görmüştü ve yabancı dil biliyordu. Kabine üyelerinin %90’ı yüksek öğrenim yapmıştı ki, o sıralarda böyle bir sosyokültürel imtiyaza sahip olan kişilerin tümünün genel nüfusa oranı, %1’di.(10) İşte, Mustafa Kemal de böyle bir kadronun önderi olarak küçük burjuvazi sınıfının bir bireyidir.</p>
<p>Rousseau’yla Mustafa Kemal’in orta halli ailelerden gelmeleri onların ortak sınıf çıkarlarını savunabilecekleri düşüncesini akla getiriyor. Halbuki, Rousseau büyük burjuvaziye göreli küçük burjuvazinin çıkarlarını savunurken, Mustafa Kemal toplumun ortak çıkarı için gerekli gördüğü burjuvazinin ülkede yerleşmesini amaçlamıştır. Onların çakıştıkları nokta mensup oldukları sınıfların ekonomik boyutundan çok, yani göreli olarak burjuvaziden küçük orta halli sınıfın çıkarları değil de, toplumun ortak çıkarını hedefleyen seçkinlerin iktidarından yana olmalarıdır. Rousseau’nun, seçkinlerin, kendi iyiliğini bilmeyen halka yol gösterme hakkını savunan küçük burjuvazi taraftarı düşüncelerinin Mustafa Kemal’in önderliğindeki Türk Devrimi’nde uygulandığını görüyoruz.</p>
<p>III. ROUSSEAU ve MUSTAFA KEMALDE EGEMENLİK KAVRAMI</p>
<p>A. Egemenlik Devredilemez</p>
<p>Toplum Sözleşmesi Kitap /, Bölüm IV<br />
Her birimiz genel iradenin yüksek yönetimi altında nefsimizi ve bütün iktidarımızı birleştiriyoruz ve her üye bütünün bir parçası oluyor.</p>
<p>Toplum Sözleşmesi Kitap II, Bölüm I<br />
Egemenlik, halk oyunun yürütülmesinden başka bir şey olmadığı için, bence hiçbir zaman başkasına geçirilemez; kolektif bir varlık olan egemen varlığı da ancak yine kendisi temsil edebilir: İktidar başkasına geçebilir ama, irade geçemez.</p>
<p>Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri II, s.80<br />
Kayıtsız, şartsız tabiriyle belirtilen egemenliği, milletin üzerinde tutmak demek bu egemenliğin bir zerresini, sıfatı, ismi ne olursa olsun, hiçbir makama vermemek, verdirmemek demektir.</p>
<p>1921 Anayasası, 6. Madde<br />
Hâkimiyet bilâkaydüşart milletindir. Yönetim tarzı, halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenididir.</p>
<p>Atatürk’ün Kamutayı Açış Nutukları, s.41<br />
Kuvvet birdir ve o milletindir.</p>
<p>Nutuk III. s. 1185<br />
Bugün bütün cihanın milletleri yalnız bir egemenlik tanırlar: Millî Egemenlik.</p>
<p>Rousseau’nun egemenlik kavramı incelenirken onun temsil ettiği sınıfın feodalizmdeki statüsü unutulmamalıdır. O, üçüncü toplumsal sınıfın ayrıcalıklı aristokratlara başkaldırısını desteklemiştir. Rousseau, bireylerin hür iradelerinin oluşturduğu genel iradeye egemenlik hakkını vermiştir. Benzer şekilde. Mustafa Kemal’in egemenlik kavramı da Osmanlı İmparatorluğu’nun monarşik ve teokratik yönetimi altında ezilen halkın iktidarı için çalışmıştır. Halk egemenliği her ikisinin de yaşadıkları ortam için modern düşüncelerdir. Onlara göre, egemenliğin kaynağı halk (millet) olduğu için sınırsız bir güce sahiptir ve bu güç kimseye devredilemez.</p>
<p>Kendini kurmuş kişilerden oluştuğu için. Egemen varlığın bu kişilerin çıkarlarına aykırı çıkarı yoktur ve olamaz, onun için, egemen gücün uyruklarına güvenerek göstermesi gerekmez: çünkü bütünün uyruklarına zarar vermeyi aklından geçirmesi düşünülemez.</p>
<p>Toplum Sözleşmesi Kitap II, Bölüm I<br />
Yalnız genel irade devletin güçlerini devletin kuruluş amacına, yani herkesin iyiliğine uygun olarak yönetebilir.</p>
<p>Atatürk’ün SövIev ve Demeçleri II. s.95<br />
Millet önünde, onun bağımsızlığının temini önünde, onun liyakat, ilerleme ve yenileşmesi önünde her kuvvet, ancak milletin irade ve emeline uymak suretiyle yaşayabilir. Milletin irade ve emeline uymayanların talihi acıdır, yok olmaktır.</p>
<p>Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I. s.298<br />
Toplumda en yüksek hürriyetin, en yüksek eşitlik ve adaletin devamlı şekilde sağlanması ve korunması ancak ve ancak tam ve kat’i manasıyla millî egemenliğin kurulmuş bulunmasına bağlıdır. Bundan ötürü hürriyetin de, eşitliğin de. Adaletin de dayanak noktası millî egemenliktir&#8230; Bir insan, belki kendi arzusuyla şahsî hürriyetini yok etmek ister, fakat bu teşebbüs koca bir milletin hayatına ve hürriyetine zarar verecekse, bu teşebbüsler hiçbir vakit meşru ve kabule değer olmaz.</p>
<p>Rousseau’nım “Genel İrade” ve Mustafa Kemal’in “Millî Egemenlik” kavramları. kaynakları milletin (halk) kendisi olması dolayısıyla. Sınırsız bir kuvvete sahiptirler: bu kudret tanı ve mutlaktır. Onlara göre. bütün vatandaşlar, bütün haklarını egemene verdiklerine göre. bu sınırsız kuvvet toplumda özgürlüğün, eşitliğin ve adaletin teminatı olur ve “karşısında zincirler eriyen, taç ve tahtlar yanan” “ bu kuvvete karşı gelenler itaate zorlanırlar, diğer bir deyişle özgür olmaya zorlanırlar. İleride de bahsedileceği üzere, egemenliğin bu sınırsız gücü değişik yorum ve uygulamalara sebep olmuştur.</p>
<p>B. Egemenlik Bölünemez</p>
<p>Toplum Sözleşmesi Kitap II, Bölüm II:<br />
Egemenlik hangi nedenlerden ötürü başkasına bağlanamazsa, yine aynı nedenlerden ötürü bölünemez, çünkü irade ya geneldir, ya değildir: ya halkın tümünün iradesidir ya da sadece bir bölüğünün.</p>
<p>Toplum Sözleşmesi Kitap II. Bölüm III:<br />
Dolayısıyla genel iradenin dile getirilebilmesi için, devlet içinde tüm vatandaşları içermeyen bir kısmî toplumun bulunmaması ve her bir vatandaşın ancak kendi düşüncelerine dayanarak bir görüşe sahip olması asal bir önem taşır.</p>
<p>Toplum Sözleşmesi Kitap IV. Bölüm I:<br />
Ancak, toplum bağı gevşemeye, devlet gücünü yitirmeye, özel çıkarlar kendilerini duyurmaya, küçük toplumlar da büyükleri etkilemeye başladı mı, ortak yarar değişikliğe uğrar ve birtakım muhalifler çıkar ortaya. Artık oybirliği diye bir şey kalmaz, -genel istem de herkesin istemi olmaktan çıkar. Tartışmalar baş gösterir. En iyi düşünce bile kavgasız, gürültüsüz kabul edilemez olur&#8230; Gizli etkenlerin güttüğü insanlar, devlet sanki yokmuş, hiç var olmamış gibi, artık bir yurttaş olarak düşüncelerini ileri sürmez, özel çıkarlardan başka amaçları olmayan birtakım haksız kararları yasa diye benimserler.</p>
<p>Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri II, 1923<br />
Bu milletin siyasî partilerden çok canı yanmıştır. Şunu söyleyeyim ki, diğer memleketlerde partiler mutlaka ekonomik amaçlar üzerine kurulmuş ve kurulmaktadır. Çünkü o memleketlerde muhtelif sınıflar vardır. Bir sınıfın menfaatini muhafaza için teşekkül eden siyasî bir partiye mukabil diğer bir sınıfın menfaatini muhafaza amacıyla bir parti teşekkül eder. Bu pek tabiîdir. Güya bizim memleketimizde de ayrı ayrı sınıflar varmış gibi kurulan siyasî partiler yüzünden şahit olduğumuz neticeler malûmdur. Halbuki Halk Partisi dediğimiz zaman bunun içinde bir kısım değil bütün millet dahildir&#8230; Bizim milletimiz birbirinden çok farklı menfaatler izleyecek ve bu itibarla birbirleriyle mücadele halinde bulunacak çeşitli sınıflara malik değildir. Mevcut sınıflar, birbirleri için gerekli olma niteliğindedir.</p>
<p>CHF (Cumhuriyet Halk Fırkası) Nizamnamesi ve Programı, 1931 Türkiye Cumhuriyeti halkını ayrı ayrı sınıflardan mürekkep değil, ve fakat ferdi ve içtimaî hayat için işbölümü itibariyle muhtelif mesai erbabına ayrılmış bir camia telâkki etmek esas prensiplerimizdendir.</p>
<p>Rousseau ile Mustafa Kemal’in buluştukları bir başka ortak nokta da egemenliğin bölünemeyeceği ilkesidir. Rousseau’ya göre üyeleri vatandaşların bir bölümünü kapsayan siyasî partiler ve dernekler bulunmamalıdır; zira bu gibi partilerin ve grupların ortak (genel) çıkardan farklı olarak özel çıkarları vardır ve amaçları devletin bu çıkarlara uygun politikalar üretmesidir. Böyle bir halde ise irade artık genel irade değil, tekil (özel) irade olacaktır. Rousseau, genel iradeye zarar verebilecek olan partilerin, tarikatların ve sınıfların etkisiz hale getirilmesinden yanadır. Rousseau, üçüncü toplumsal tabakayı tek bir toplumsal sınıf algılayıp, onun içindeki sınıf farklılaşmasını göz ardı etmiştir. Onun “Halk Egemenliği” teorisi, sanayinin gelişmesiyle ortaya çıkan sınıf çatışmalarını (burjuva emekçi) atlamış, halkın bölünmesine neden olacağı ve genel yararın sağlanmasını engelleyeceği endişesiyle özel çıkar gruplarının örgütlenmelerine ve partileşmelerine karşı çıkmıştır. Benzer bir şekilde, Mustafa Kemal’in imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış Türk milleti hedefi, “Halkçılık” ilkesinde kendisini gösterir. O, Türk milletinin devrim süresince dayanışına içinde tek bir yumruk olarak kalmasını sağlamak için çıkar kavgalarından uzak olması gerektiğini biliyordu. Cumhuriyet Halk Fırkası da bütün milletin partisiydi, hiçbir zümrenin, sınıfın çıkarını gözetmeyip, ülkenin ortak yararı için çalışmayı hedeflemişti. Rousseau’nun “Egemenlik Bölünemez” ilkesiyle Mustafa Kemal’in “Halkçılık” ilkesi temelde aynı görüşleri paylaşıyor. İkisinde de amaç ayrıcalıklı sınıflara-Rousseau için aristokrasi, Mustafa Kemal için monarşi (saltanat) ve teokrasi (hilafet) &#8211; karşı mücadele sonunda elde edilen eşitliğin ve egemenliğin tekrar ayrıcalıklı zümreler oluşarak, kaybedilmesine izin verilmemesi. Bununla birlikte, gelişen kapitalizmin etkisiyle &#8211; plânlı olarak veya başka nedenlerden ötürü &#8211; bu ilkeler değişik sonuçlar vermişlerdir. Fransız Devrimi’nden sonra işçi ve emekçi kesimin örgütlenmesine karşı çıkan burjuvazi, Rousseau’nun bu düşüncelerini temel almıştır. Benzer şekilde, ulusal burjuvazi sınıfı oluşturulmaya çalışılan Türkiye’de, Halkçılık ilkesiyle, işçi sınıfının bilinçlenip, sınıf mücadelesine girişmesinin ve söz konusu amaca zarar vermesinin engellendiği iddia edilmiştir. Son olarak, unutmamak gerekir ki, Halkçılık ilkesi de nihaî hedef olan çok partili demokrasiye ulaşmak için bir araç niteliğindedir.</p>
<p>IV. ROUSSEAU VE MUSTAFA KEMALDE ÖZGÜRLÜK ANLAYIŞI</p>
<p>Toplum Sözleşmesi Kitap I, Bölüm IV<br />
Özgürlükten vazgeçmek, insanlıktan vazgeçmektir; bir insan olmanın insana sağladığı haklarını hatta insan olmanın insana yüklediği görevleri bırakmaktır. Her şeyi teslim eden bir kimseye verilebilecek hiçbir tazminat yoktur. Böyle bir vazgeçme insan doğasına ters düşer; iradesini sahip olduğu tüm özgürlükten yoksun etmesi, bir kimsenin eylemlerinin her türlü ahlak değerlerinden uzaklaşması demektir.</p>
<p>Mustafa Kemal’in özgürlük anlayışının temelinde, doğal haklar kavramına dayanan Rousseau’nun düşünceleri ve Fransız Yurttaş ve İnsan Hakları Bildirisi’ndeki hükümlerin bulunduğu görülüyor. 1924 Anayasası’nın 68. maddesi ve Mustafa Kemal’in Vatandaş İçin Medenî Bilgiler kitabında yazdığı Hürriyet bölümü ile Fransızlar’ın bahsi geçen bildirisinin 4. maddesinin hemen hemen aynı ifadeleri taşımaları bunun iyi bir kanıtıdır.(12)</p>
<p>1924 Anayasası:<br />
Madde 68- Hürriyet, başkasına zarar vermeyecek her şeyi yapabilmektir. Tabiî haklardan olan hürriyetin sınırı, başkalarının hürriyetinin sınırıdır. Bu sınırı ancak kanun çizer.</p>
<p>Mustafa Kemal’in Vatandaş İçin Medeni Bilgiler kitabında yazdığı Hürriyet bölümü:<br />
Özgürlük, başkasına zararlı olmayacak her türlü kullanımda bulunmaktır. Kişisel özgürlüğe sınır olarak, başkalarının özgürlük sınırı gösterilir. Bu sınır ancak yasa yoluyla saptanır ve belirtilir.</p>
<p>Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi:<br />
Madde 4- Özgürlük, başkasına zarar vermeyen her şeyi yapabilmeye dayanır. Onun için, her insanın doğal haklarının sınırı, toplumun başka üyelerine aynı hakları sağlayan sınırlardır. Bu sınır ancak yasa ile belirlenebilir.</p>
<p>Rousseau ve Mustafa Kemal, millî egemenliğin önkoşulu olarak bireylerin özgür olmaları gerektiğini söylüyorlar. Onlara göre, ancak özgür vatandaşlar iradeleriyle yönetime katılabilirler. Lecercle’ye göre, Rousseau bireyin kurtuluşu için çalışır, onun kurulmasına yardım ettiği rejim, bireyin kendi kendinden başka dayanağa sahip olmadığı burjuva rejimidir. Rousseau’nun feodalizmin- temeli olan kiliseye ve Mustafa Kemal’in teokrasinin ve eski düzenin temeli yobaz din kurumlarına açtıkları savaşlar, aynı amacı, özgür bireyi yaratma amacı gütmüştür. Mustafa Kemal’in bu mücadelesine bakarak laiklik ilkesinin millî egemenlik kavramı üzerindeki önemi anlaşılabilir. O, ancak “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesillerin millî egemenliğe sahip çıkacaklarına inanmıştı.</p>
<p>V. ROUSSEAU VE MUSTAFA KEMAL’DE ‘ORTAK ÇIKAR” ÇERÇEVESİNDE EGEMENLİK KAVRAMI</p>
<p>Toplum Sözleşmesi Kitap II, Bölüm III:<br />
Herkesin iradesi ile genel irade arasında, çoğu zaman, hayli ayrılık vardır. Genel istem yalnız ortak yararı göz önünde tutar, öbürü ise özel çıkarları gözetir ve özel istemlerin toplamından başka bir şey değildir.</p>
<p>Toplum Sözleşmesi Kitap II, Bölüm VI<br />
Kendisine neyin hayırlı olduğunu binde bir fark ettiği için çok kez ne istediğini bilmeyen gözü bağlı kalabalık böylesine büyük, yasa koyma gibi güç bir işi kendi başına nasıl başarabilir? Halkın kendisi hep iyilik ister, ama kendi başına iyiliğin nerede olduğunu göremez her zaman. Genel istem her zaman doğrudur ama onu yöneten kafa her zaman aydın değildir.</p>
<p>Toplum Sözleşmesi Kitap II, Bölüm III<br />
Genel irade her zaman doğrudur ve kamusal yararlara yöneliktir. Ama bundan halkın kararlarının her zaman aynı doğrulukta olduğu sonucu çıkmaz İnsan her zaman kendi iyiliğini ister ama, bunun ne olduğunu her zaman kestiremez.</p>
<p>Toplum Sözleşmesi Kitap II, Bölüm VI<br />
Tek tek kişiler iyiliği görürler, ama teperler onu. Halksa iyiyi ister ama görmez. Hepsinin de yol gösterenlere gereksinimi vardır. Birini istemini aklına uydurmaya zorlamalı, öbürüne de ne istediğini bilmesini öğretmeli. İşte o zaman, halkın aydınlanması sonucu olarak politik bütünde akılla istem birleşir ve böylece taraflar elbirliği eder, politik bütün de gücünün en yüksek noktasına varır. Yasacıya olan gereksinim işte buradan gelir.</p>
<p>Toplum Sözleşmesi Kitap II, Bölüm VII<br />
Uluslara uygun gelecek en iyi toplum kurallarını bulup çıkarmak için, insanların bütün tutkularından geçtiği hakle hiçbirine kapılmayan, insan doğasını adamakıllı bildiği halde, onunla hiçbir ilişkisi olmayan üstün bir zekâ gerekir. Öyle bir zekâ ki, mutluluğu bizimkine bağlı olmamakla birlikte, mutluluğumuzu istesin ve zamanın akışı içinde, uzak bir onur payıyla yetinsin, bir yüzyılda çalışıp, bir başka yüzyılda keyif edebilsin.</p>
<p>Rousseau’nun yukarıda bahsettiğim Halk Egemenliği kavramıyla çelişkili bu düşünceleri, onun halkın yasama ve yönetime katılma konularında daha muhafazakâr düşüncelere de sahip olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Rousseau, toplum sözleşmesinin oybirliği gerektirdiğini söylerken, genel irade için böyle bir şart koşmaz. Ona göre, genel iradeye karşı çıkan vatandaşların kendi iyilikleri için bu iradeye uymaları zorla sağlanacak, diğer bir deyişle hakları ve özgürlükleri onlara zorla verilecek. Buradan da, genel iradeyi genel yapanın çoğunluğun iradesi değil, toplumun ortak yararı olduğu sonucuna varılabilir. Halk kendisi için hayırlı olanı göremez ise, toplumsal yarar için yapılan genel irade olur ve bu, bireylerin tek tek iradelerinden oluşan genel iradeden farklı olur. Bu toplumsal yararın farkında olan bir kişi de, bir azınlık grup da olabilir ve artık genel iradeyi o (tek kişi ya da azınlık grup) temsil eder, diğer bir deyişle egemenlik ona devredilir. Bu durumda doğruyu bilmeyen çoğunluk, toplumun ortak yararı için tek bir kişinin veya azınlık grubun genel iradeyi temsil eden mutlak ve tam egemenliğine itaat etmek mecburiyetindedir. Rousseau’nun bu mutlak yönetim anlayışı tarih boyunca birçok ülkenin tek adam, tek parti yönetimlerinin düşünce sistemine kaynak olmuştur. Kendilerini topluluğun iyiliğine ve özgürlüğüne adadıklarını iddia eden Lenin, Mussolini, Hitler gibi liderler Rousseau’nun genel irade kavramını kullanmışlardır.</p>
<p>Rousseau’nun “egemenlik devredilemez” ilkesiyle çelişkili bu düşüncelerini, Mustafa Kemal önderliğindeki Türk Devrimi’nde uygulamasını görüyoruz. Kurtuluş Savaşı’nın örgütlenmesinden, devrim boyunca yapılan reformlara kadar her aşamada aydın bir zümre, halka yol göstericilik yapmıştır. Mustafa Kemal, savaştan bıkmış, fakir ve zor durumdaki Türk halkını “ikaz edip harekete geçirmenin” gerekliliğine inanmıştı. Onun, “Fertler düşünür olmadıkça kitleler istenilen istikametlere sevk olunabilirler&#8230; Şüphe yok ki her işin başlangıcında aşağıdan yukarıya doğru olmaktan ziyade yukarıdan aşağıya olması zarureti vardır” (13) sözleri devrimin ancak halka empoze edilerek yapılabileceği inancının ifadesidir. “Ona göre, toplumun bilgi ve eğitim düzeyi (maşeri fikri) belli bir düzeye yükseldiği vakit “hâkimiyet bilâkaydüşart millete” ait olacaktır. (14) Mustafa Kemal, bu nedenle de, reformlar boyunca devrimin seçkinlerinin görevinin toplumu yönlendirmek, aydınlatmak ve onun çağdaşlaşma yolunda ilerlemesini sağlamak olduğuna inanmıştır. O, halkın çeşitli kesimlerinden gelen istemlere hizmet etmeyi değil halkın ortak çıkarına ulaşmayı hedeflemişti. Peki, bu ortak çıkar neydi? Yukarıdan dayatmacı reformların esas amacı Aydınlanma çağının hedefi olan “aklın egemenliğini kurmaktı.” Bu hedefe de ancak, Mustafa Kemal’in “hayatta en hakiki yol gösterici” olarak tanımladığı bilimle ulaşılabilirdi. İşte, halkın ortak çıkarını çağdaşlaşma olarak değerlendiren Mustafa Kemal ekonomik çöküntü içinde olan, Ortaçağ kurumlarına (saltanat, hilafet) körü körüne bağlı ve eğitim düzeyi oldukça düşük (genel nüfusun sadece %1’i yüksek öğrenim yapmıştı) Türk milletinin bu hedefe yukarıdan bir dayatma olmadığı sürece ulaşamayacağını biliyordu. Türk Devrimi boyunca “Egemenlik Devredilemez” ilkesinin ihlâl edildiği ve bu sınırsız gücün bir grubun hatta Tek Adamın elinde toplandığı değerlendirmesi doğrudur, fakat unutulmamalıdır ki devrimin reformları &#8211; dil devriminden hukukî reformlara, eğitimin birleştirilmesinden halkevlerine kadar &#8211; çağdaş ve özgür bireyi yaratıp, onun hür iradesiyle millî egemenliğe sahip çıkmasını hedeflemiştir. Mustafa Kemal’in bu otoriter yönetiminin nihaî hedefi, devrimi takip edecek evrimde yeni kuşakların “Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir” sözünü uygulayacak sosyal, kültürel ve ekonomik düzeye ulaşmalarıydı.</p>
<p>Rousseau’nun egemenlik kavramındaki çelişkisinin onun doğasında olduğu ve diyalektiğin bir sonucu olduğu söylenebilir. Halbuki, bir aksiyon adamı olan Mustafa Kemal iyi bir taktisyen ve devlet adamı olarak “Egemenlik Devredilemez” ilkesiyle Kurtuluş Savaşı’nın Önderi, Birinci Millet Meclisi’ni toplamış, ve yukarıda belirtilen hedefleri amaçlayan, yukarıdan dayatmacı reformları uygulamak amacıyla daha sonraları bu gücü kendi kullanmıştır.</p>
<p>VI. TÜRK DEVRİMİNİN JAKOBENLİĞİ</p>
<p>Mustafa Kemal &#8211; Rousseau ilişkisinin değişik bir boyutu ise İkinci Cumhuriyetçiler(15) olarak tanımlanan bir kesimin. Rousseau’nun Fransız Devrimi süresince ilkelerini uygulayan Jakobenler’den esinlenerek, Türk Devrimi’ne yaptığı “Jakoben” &#8211; diğer bir deyişle baskıcı terör dönemi -suçlamalarıdır.</p>
<p>Jakobenler’in Genel Karakteri ve Türk Devrimi:</p>
<p>Rousseau, yeni bir mutlakıyetçiliğin, çoğunluğun hegemonyası fikrine dayanan “mutlak demokrasi” anlayışının yaratıcısıydı. Jakobenler’in Fransız Devrimi’ndeki totaliter yönetimi de Rousseau’nun bu düşüncelerinden esinlenmiştir. Küçük burjuvazinin temsilcisi Jakobenler, Rousseau’nun bu sınıfa sağladığı doktrini kullanmışlar, özellikle onun “bütün yurttaşlar bütün haklarını egemene teslim ettiklerine göre, egemen özgürlüğü savunmak için sınırsız bir güce sahip olur” ilkesi Jakobenler’in devrimci terörünün temelini oluşturmuştur. Jakobenler’in diktatörlüğü büyük burjuvazi, kralcı aristokrasi ve dış düşmanlara karşı küçük burjuvazinin çıkarlarını sağlamak amacını gütmüştür. Benzer özellikleri olan Türk Devrimi’nde de ayrıcalıklı sınıflarla mücadele eden küçük burjuvazinin (seçkinler) Rousseau’nun “ortak çıkar” ilkesini kullandığı belirtilmişti.</p>
<p>“Jakobenizm, Fransız Devrimi’nin içte ve dışta büyük tehlikelerle karşılaştığı bir dönemde güç kazanmıştır. Touchard’ın belirttiği gibi, bu akını bir “vatan tehlikede” kuramıdır. Ama Jakobenler’in vatanseverliği, şoven bir vatanseverlik değildi.(16) Rousseau’nım izleyicisi ve Jakobenler’in lideri Robespiere’e göre “Anayasalı hükümetin görevi Cumhuriyet’i korumaktır; oysa devrimci hükümetin görevi Cumhuriyet’i kurmaktır. Devrimci hükümetler daha esnek ve geniş hükümlere bağlı olmalıdır çünkü hızla değişen, hemen tedbir alınmasını gerektiren koşullarla karşı karşıyadırlar. Birden beliren tehlikelere aynı çabuklukla karşı koyabilmek için, bütün kaynakları seferber edebilme olanağına sahip olmalılar. Anayasalı rejimlerde bireylen kamu gücüne karşı savunmakla yetinilir. Oysa devrimci hükümetler karşı-devrimin saldırısından kamu gücünü korumak zorundadır. Devrimci hükümet, devrimden yana olan vatandaşlara tüm korunma ve gelişme olanaklarını sağlar, fakat halk düşmanlarına verebileceği tek şey ölüm cezasıdır.”(17) Onun bu sözleri sanki iç ve dış düşmanlarla mücadele eden, tam bağımsız ve çağdaş bir ülke kurmaya çalışan Mustafa Kemal hükümetinin devrim sırasındaki tanımını yapıyor. Bu benzerliğin en önemli sebebi, Fransız Devrimi’nden oldukça etkilendiğini “Türk demokrasisi Fransa Devrimi’nin açtığı yolu takip etmiş” (18) sözüyle ifade eden Mustafa Kemal’in devrim sürecinde Fransız Devrimi’nin kurumlarına benzer kurumlar oluşturmasıydı (Konvansiyon Meclisi türünde bir Meclis Hükümeti ve Devrim Mahkemeleri benzeri İstiklâl Mahkemeleri gibi).</p>
<p>Jakobenler ülke içinde ve dışında karşı &#8211; devrimcilerle mücadele halindeyken, kendi içindeki muhalefete yer vermemişti. Dönemin koşulları seçim ve temsil ilkelerinin askıya alınmasına sebep olmuştu. Muhalefetin tasfiyesiyle terör (tedhiş) ve diktatörlük dönemi kendini iyiden belli ediyordu. Şüpheli şahıslar hakkındaki kanunla başlayan bu dönem her ilde kurulan devrim mahkemelerinin çalışmalarıyla iyice kendini gösterdi İdamların yanında mahkemeye çıkarılmadan yapılan infazlar eklendi. “Mahkeme kararıyla idam edilen 14.000 kişiden %6.5’i din adamı, %8.25’i aristokrat, %25’i burjuva, %28’i köylü ve %31’i işçiydi.(19) Yargılanmadan idam edilenlerle yaklaşık 40.000 kişi öldürülmüştü. Vatanın dış güçlere karşı tehlikede olmadığı bir dönemde vatan hainliği suçlamalarıyla yapılan idamlar diktatörlüğe karşı olan tepkileri çoğaltıyordu. Bu infazlar Jakoben hareketinin baskıcılığının ve şiddetinin kanıtıdır. Her kesimden ve sınıftan insanı yok ederek halkın kendilerinden iyice uzaklaşmalarına sebep olmuşlardır. Fransız Devrimi’nin Devrim Mahkemeleri’nden örnek alınmış olan İstiklal Mahkemeleri, terör yaratmamıştır. Jakobenlerin devrim mahkemelerinin aksine Türk Devriminin İstiklâl Mahkemeleri belli ve kesin bir amaca hizmet etmiştir. Kurtuluş Savaşı süresince asker kaçaklarını, savaşın karışıklığından yararlanıp kamuya zarar vermek isteyenleri ve karşı-devrimcileri cezalandırmak amacını gütmüşlerdir. Bu mahkemeler hiçbir zaman keyfî davranmayıp, günün koşullarına uygun olarak vatanın güvenliği ve yeni sistemin yerleşmesi adına kararlar vermişlerdir.(20)</p>
<p>Jakoben döneminin önemli özelliklerinden biri Hıristiyan dinine karşı uyanan tepki ve bu konu ile ilgili alınan kararlardır. Aydınlanma felsefesinin etkisinde olan Jakobenler dine karşıydılar. Katolikliğin yerini vatan ve hürriyet inancının almasını istiyorlardı. Katolikliğe ilk darbe İsa’nın doğumuyla başlayan takvimi değiştirerek yapılmıştı. Bu takvim yerine Cumhuriyet’in ilk günü olan 22 Eylül 1792 tarihini başlangıç kabul eden yeni takvim getirilmiş, dinî bayramlar kaldırılıp, aylara doğa ile ilgili isimler verilmişti. Paris çevresindeki kiliseler kapatılmış, bunlar aklın tapınağı hâline getirilmişti. Bu dönemde, hükümet temsilcilerinin önderliğinde anti-katolik aşırı bir din düşmanlığı yayılmış ve Jakobenler, din üzerindeki sert tavırlarıyla halktan iyice kopmuşlardır. Aydınlanma felsefesinin “aklın egemenliği” ilkesi Türk Devrimi’nin de temelini oluşturmuştur ve dolayısıyla din konusunda reformlar yapılmıştır. Lâiklik ilkesinin esas amacı bireyi ortaçağın teokratik kurumlarından kurtarıp din ve vicdan özgürlüğüne kavuşturmaktı. Yüzyılların düzenini değiştirmek radikal kararlar gerektiriyordu. Mustafa Kemal de Hilâfet’in kaldırılmasından, popüler dinle (tarikatlarla) mücadeleye kadar zamanın koşullarına ters ve dolayısıyla dayatmacı bu kararların alınmasını ve yürütülmesini sağladı. Jakobenlerin lâiklik hareketi daha çok anti-katolik bir din düşmanlığı halini almıştı, halbuki Türk Devrimi için amaç dine zarar vermek değil onu “din oyunu aktörlerinden”(21) korumak ve aklın yolu çağdaşlaşmaya ulaşmaktı. II. Cumhuriyetçiler’in Türk Devrimi’ni kuran kadroyu ateist lâiklikle ve anti-İslâmlık’la suçlamasına en yerinde cevabı Mustafa Kemal’in kendisi verir: “Türk milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum. (22)</p>
<p>Jakobenler, sosyal adalet ve hak kavramlarını ilk kez gündeme getirmişlerse de, ekonomik bir programları olmadığı için ne halkın sosyalist eğilimlerine, ne de ticaret burjuvazisinin çıkarlarına uygun davranmışlardır. Jakobenler aldıkları idarî, iktisadî ve malî tedbirlerle 1789’da getirilen ilkelerin dışına çıkarak vatandaşın hürriyetine karşı devletin güvenliğini, liberal iktisat ilkelerine karşı kamunun genel yararını ön plâna alan güdümlü bir iktisat politikası ve otoriter bir tutum izlemişler ve iktidarda kalabilmek için başvurdukları terör ve baskı yöntemiyle toplumdan iyice uzaklaşmışlardır.</p>
<p>VII. TÜRK DEVRİMİ İÇİN YAPILAN JAKOBEN SUÇLAMALARINA CEVAP</p>
<p>Jakobenler’in hareketiyle Türk devrimi arasında bir takım benzerlikler olduğunu ve özellikle bu devirde alınan bazı radikal kararların benzerlerinin Türk Devrimi boyunca alındığını görüyoruz. Ancak, Jakoben hareketi zamanla üst-yapıya yönelik ve toplumun ortak çıkarını gözeten bir hareketten baskıcı ve halkı karşısına almış bir terör hareketine dönüşmüştür. Bu bağlamda, II. Cumhuriyetçilerin Mustafa Kemal ve arkadaşlarının kurtuluş ve kuruluş hareketini “Jakoben” olarak tanımlamalarının esas anlamı devrimi, yöneticilerin keyfî idaresiyle kurulmuş baskı ve dikta rejimi olarak görmeleridir. Ancak, sağlıklı sonuçlara varmak için Türk Devrimi’ni objektif ve sübjektif koşullarıyla değerlendirmek gerekir. Bu noktadan hareketle II. Cumhuriyetçilerin Jakoben suçlamalarına aşağıdaki cevaplar verilebilir:</p>
<p>• Devrimlerin doğasında Jakobenlik vardır. Bir devrim sürecinde tam anlamı ile demokrasi olması beklenemez. Dünya üzerinde bugün istikrarlı demokrasiler olarak gördüğümüz devletlerin birçoğunda da. Demokrasinin başlangıç noktasını oluşturan devrim sürecinde anti-demokratik tavırlar olmuştur. Fransız devrim mahkemeleri 17.000 kişiyi idam ettirmişti. Yargılanmadan idam edilenlerle birlikte 40.000 kişi öldürülmüştü. Sovyet devrimindeyse aristokrat ve burjuva sınıfının çoğu ortadan kaldırılmıştı. Türk Devrimi’nde ise üç yılda İstiklâl Mahkemeleri, 1.054 kişiyi asmıştır. Yukarıda da belirtildiği üzere, İstiklâl Mahkemeleri amaca yönelik sertlik kullanmıştır, diğer bir deyişle savaş suçluları ve karşı devrimcilerin yargılanması ve infazını gerçekleştirirken keyfî davranmamışlar, fakat yeni kurulan rejimin temellerinin sağlam olmak için gerekli istikran sağlamak yolunda gerekeni de yapmışlardır. İstiklâl Mahkemeleri üzerine geniş çalışmalar yapan Ergün Aybars’a göre (23) “İstiklâl Mahkemeleri’nin devrim mahkemeleri oldukları nasıl bir gerçekse, terör mahkemeleri oldukları görüşü o derece yanlıştır.” (24) Unutmamak gerekir ki, bu mahkemeler Fransız Devrimi’ndeki gibi sınıfsal bir amaca yönelik çalışmayıp millî bir dava uğruna çalışmışlardır. Aybars’a göre. “İstiklâl Mahkemeleri kuruluşlarında öngörülen amacı büyük bir başarıyla yerine getirdiler. (25) II. Cumhuriyetçilerin özellikle bu konuda yoğun ve asılsız spekülasyonlar yapmalarının muhtemel sebebi bu başarıyı sindirememeleri olabilir.</p>
<p>Unutmamak gerekir ki. Türk Devrimi’nin ayrıcalıklı bir sınıfı tasfiye etmesinden dolayı demokratik bir yönü vardır. Taner Timur, “Her devrim egemen ve ayrıcalıklı bir sınıfı tasfiye ettiği ölçüde bir demokratik devrimdir” diyor. (26) İşte, Türk Devrimi. de monarşiyi ve teokrasiyi tasfiye ettikten sonra doğal olarak yeni rejimi korumak için karşı devrim potansiyelini engellemiş ve siyasî özgürlükleri kısıtlamıştır. Bu rejim baskısını karşı devrimcilere yapmış, devrimci fikirler tek parti döneminde de eleştiri özgürlüğü bulmuşlardır. Bu yüzden Türk Devrimi’nin kurduğu bu düzeni” demokratik otoriter” düzen olarak da nitelendirebiliriz.</p>
<p>• Türk Devrimi, toplumun kültürünü aklın, bunun ürünü olan bilimin eleştirisinden geçiren ve ilerlemeyi hedefleyen Aydınlanma felsefesini benimsemişti. II. Cumhuriyetçilerin (dinci kesimin bir kısmı hariç) dahi kabul etmek zorunda kaldığı bu hedefe nasıl ulaşılacaktı? Feodalizme ve ortaçağ kurumlarına takılı kalmış, genel eğitim düzeyi düşük halkın bu hedefe o koşullar altında ulaşması imkânsızdı denebilir. Aydınlanma devriminin sınıfsal önderi burjuvazidir; hâlbuki Türkiye’de böyle bir sınıf yoktu. Demek ki, tepeden inme olacak bu hareketi ancak küçük burjuvaziden oluşan yönetici kadrosu yapabilirdi. Çağdaşlaşma amacı güden üst-yapı reformları gerçekleştirilirken aynı zamanda genel eğitim ve kültür düzeyinin artırılıp halkın bu reformlara sahip çıkması hedeflenmişti. “Aydınlanma dünya görüşünün baş özelliklerinden birinin de, akılcı kültür değerlerini olabildiğince yaymak” (27) olduğunu bilen devrimin yöneticileri, Halkevleri ve Köy Enstitüleri yoluyla bu reformları halkla indirmeye çalışmışlardı. Çağdaşlaşmaya ulaşmanın o koşullarda mümkün olan tek yolunu deneyen Türk Devrimi’ni “Jakobenlikle” suçlamak çok temelsiz ve taraflı olur.</p>
<p>Mustafa Kemal’in ilkeleri ve yöntemleri dikkatli incelendiği vakit onun “kendisinden sonra tek adamlar çıkmasın diye tek adamlık yaptığı” sonucuna varılır. (28) Onun devrim süresince yaptığı reformların amacı lâik, çağdaş, kapitalist ve tam bağımsız bir demokrasinin önkoşullarını oluşturmaktı. Kendi döneminde iki defa çok partili demokrasi denemesi yapmasının temelinde bu amaç yatmaktadır. Karşı &#8211; devrim bastırılıp sistem yerine oturduktan sonra nihaî hedefe doğru daha kolay adımlar atılmıştır. O dönem bu şekilde “yukarıdan” değiştirildiği içindir ki Türkiye 1945’te çok partililiğe yumuşak bir biçimde geçmiştir. Unutmamak gerekir ki, Türkiye’deki muhalefet de bu tepeden inmeciliğin ürünüdür, muhalefeti oluşturan kadrolar bu tepeden inmecilik sayesinde oluşturulmuştur. 1950 yılında iktidarı devralabilen muhalefeti yaratan devrim ne kadar “Jakoben” olabilir. Demek ki, Mustafa Kemal’in tek adamlığından bu üstyapı reformlarına kadar devrimin her süreci demokrasi için bir ön-koşulmuş denebilir.</p>
<p>• 1920’lerin Türk Devleti’ni Jakobenlikle, anti-demokratik uygulamalarla suçlarken objektif olmak lâzım.  Zira 1920’li yıllarda dünyanın hiçbir yerinde tam anlamı ile demokrasi yoktu. 1920’lerde, bugünkü Avrupa ülkelerinin büyük bir bölümünde kadınların, A.B.Dnin birçok eyaletinde zencilerin, dünyanın pek çok yerinde okuma yazma bilmeyenlerin, belli bir eğitim seviyesinde olmayanların, diploması olmayanların, belli bir oranda vergi vermeyenlerin, oy verme hakkı yoktu. Türk Devrimi’nden seneler önce burjuva devrimi yapan ve kapitalist düzene geçen bu ülkelerin anti-demokratik (ırk ve cins ayrımı hariç) bu uygulamalarının altında, yönetimde entelektüel seçkin bir zümrenin söz sahibi yapılması amacı yatıyordu. Bu ülkeler böylelikle, ülke insanlarının eğitim seviyelerinin seçkin bir yönetim altında yükselmesini ve demokrasinin daha sağlıklı ve temelli yerleşmesini sağlamışlar ve günümüzün demokratik hukuk devleti amacına ulaşmışlardır. Anti-demokratlıkla suçlanan Türk Devrimi ise yukarıda bahsedildiği üzere üstyapı reformlarıyla düzenini kurmuş ve halkın demokrasiye tam katılımını sağlayarak nihaî hedefi olan çok partili sisteme 1945’te geçmiştir. Batılı demokrasiler incelenince, “Türkiye’de çok partili demokrasiye geçiş için, kurumların ve kuralların tam manası ile yerleşmesi (1924 Anayasası yerine 1961 Anayasası gibi bir sistemin getirilmesi gibi) amacıyla belli bir süreye gereksinim vardı” sonucuna varılabilir.</p>
<p>VIII. SONUÇ</p>
<p>Mustafa Kemal’in, ülkesinde kurmaya çalıştığı düzenin yıllar öncesinden düşünsel hazırlayıcıları sayabileceğimiz Comte. Voltaire, Rousseau gibi düşünürlerin kavramlarından etkilenmiş olduğu şüphe götürmez bir gerçek. Bu bağlamda, Rousseau’nun, egemenlik ve özgürlük kavramlarının Türk Devrimi için önem arz ettiği söylenebilir. Mustafa Kemal ve Rousseau’nun yaşadıkları zaman ve koşullara göre modern denebilecek bu kavramlar üzerine söyledikleri sözlerin içerdiği ifadelerin benzerliği de bu etkiden kaynaklanıyor olabilir. İkisinin de kişi için özgürlükçü ve siyasal rejim olarak da ayrıcalıklı sınıfların tasfiye edildiği cumhuriyetçi bir sistemi hedeflediği sonucunda varılıyor. Bu hedeflere ulaşmak için gerekirse, halk, egemenliğine, özgürlüğüne ve çıkarına sahip çıkana kadar, seçkinlerin önderliğinde otoriter düzenlerin dahi, araç olmak şartı ile kurulabileceğini söylüyorlar. Rousseau’yla Mustafa Kemal’in benzer kavramlarının uygulamada farklılık arz ettiklerini görüyoruz. Unutmamak gerekir ki, Rousseau bir doktrin adamıdır, ve fakat Mustafa Kemal ilkelerini uygulayan bir aksiyon adamıdır. Rousseau’nun doktrin verdiği Jakobenlerin uygulamaları ile Mustafa Kemal’in Türk Devrimi yapısal olarak benzerlikler arz etseler de Jakobenler, yarattıkları terör dönemiyle Türk Devrimi’nden ayrılıyorlar. Bu şiddetin sebeplerinden biri temsil ettikleri küçük burjuvazinin ve dolayısıyla bu sınıfa bir doktrin sağlayan Rousseau’nun çelişkilerinin uygulamada yarattığı aksaklıklardır. Halbuki, Türk Devrimi çelişkilerin değil taktiklerin üzerine kurulmuş; onun önderi Mustafa Kemal nihai hedefi olan tam bağımsızlık, çağdaşlaşma ve milli egemenlik yolunda ilerlerken aklın egemen olduğu tutarlı bir düşünce sisteminin kullanmıştır. Türk Devrimi’ni değerlendirirken onun etkilendiği düşünce sistemlerini ve bu sistemlerin nihai amaçlarını göz önüne almak yanlış sonuçlar çıkarılmasını engelleyecektir.</p>
<p>KAYNAKLAR</p>
<p>1. L. Allhusser. Politika ve Tarih, Çev: A. Şenel, O. Sezgin, V Yayınlan, Ankara. 1987. s. 89.<br />
2. J.L.Lecetvle, İncinilir Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı ve Temcileri Üzerine Konuşma Giriş, Yorum, Çev: Kabili Nuri İleri, Say Yayınları. İstanbul. 1995. s. 54<br />
3. J L. Lecerele, a.g.e.. s. 49<br />
4. Macit Gökberk. Çağdaş Düşüncenin Işığında Atatürk, Nejat Eczacıbaşı Vakfı. İstanbul. 1983. s. 296<br />
5. Le Contrat Social’in 1913’te Ziya Paşa tarafından yapılan Türkçe çevirisi. Mukavele-i İçtimaiyye.<br />
6. Atatürk’ün Okuduğu Kitaplar, Derleyen: Gürbüz Tüfekçi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlan, Ankara, 1983, s. 396<br />
7. Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri 1. s.216<br />
7a. Mete Tuncay’a göre M.Kemal “güçler birliği” ilkesini savunurken aslında bu sözleriyle “güçler ayrılığı” (nazariyat-ı meşrutiyet) ilkesinin savunucusu Montesquieu’yu kastetmiştir, yani onu Ro-usseaau’yla karıştırmıştı. “Atatürk’e Nasıl Bakmak”, Toplum ve Bilini, no. 4. Kış 1977<br />
8. Baskın Oran, Atatürk Milliyetçiliği, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1993, s. 91<br />
9. Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri II. s, 97<br />
10. Kurt Steinhaus. Atatürk Devrimi Sosyolojisi. Çev: M. Akkaş. Sarmal Yayınevi. İstanbul 1995, s. 77<br />
11. Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri 11. s. 95<br />
12. Şerafettin Turan. Atatürk’ün Düşünce Yapısını Etkileyen Olaylar. Düşünceler, Kitaplar, Türk Tarih Kurumu Basımevi. Ankara. 1982. s 13-14<br />
13. Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri II, s. 11<br />
14. Metin Heper, Çağdaş Düşüncenin Işığında Atatürk, Nejat Eczacıbaşı Vakfı, İstanbul. 1983, s. 226<br />
15. İkinci Cumhuriyettiler, genellikle değişimden yana olduklarını iddia eden farklı cephelerden insanların oluşturduğu bir grup. Bu farklı cepheler: İslamcılar, Kürtçüler. Asker-Sivil bürokrasinin egemenliğinden rahatsız olan burjuvazinin bir bölümü. Bu insanların değişik konularda genellikle ortak bir görüşleri olmamasına rağmen tek bir konuda konsensüsü varmış oldukları görünüyor: Anti-Kemalizm. Bknz. Metin Sever-Cem Dizdar 2. Cumhuriyet Tartışmaları. Başak Yayınları, Ankara.1993<br />
16. Murat Sarıca. Siyasî Düşünce Tarihi, Gerçek Yayınevi, İstanbul. 1983. s. 103<br />
17. Murat Sanca. 100 Soruda Fransız İhtilâli, Gerçek Yayınevi, İstanbul. 1995. s. 100<br />
18. Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri III. s.81<br />
19.Mural Sarıca. 100 Soruda Fransız İhtilâli. Gerçek Yayınevi. İstanbul. 1995. s. 100.<br />
20. Ergün Aybars. İstiklâl Mahkemeleri. Bilgi Yayınları. Ankara. 1975. s. 228.<br />
21. Atatürk. Nutuk II, l927. s. 208<br />
22. Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri III. 1923. s.70<br />
23. 11. Cumhuriyetçilerin genellikle ihmal ettikleri (ya da etmek isledikleri). İstiklâl Mahkemeleri hakkındaki hu eserler : Ergün Aybars, İstiklâl Mahkemeleri I 1920-1923. Bilgi Yayınevi. Ankara 1973 &#8211; Ergün Aybars. İstiklâl Mahkemeleri II 1923-1927, Kültür Bakanlığı. Ankara. 1982<br />
24. E. Aybars, a.g.e., s. 229<br />
25. E. Aybars. a.g.e.. s. 229<br />
26. Taner Timur. Türk Devrimi ve Sonrası. İmge Kitabevi. Ankara. 1994. s. 292<br />
27. Macit Gökberk, Çağdaş Düşüncenin Işığında Atatürk, Nejat Eczacıbaşı Vakfı, İst. 1983, s.326.<br />
28.Mustafa Kemal’in hayatında toplanan son kurultay (1935) için Recep Peker’in hazırladığı parti programındaki totaliter yönetim biçimi ile ilgili M.K.’ in Rıza Soyak’a söylediği aşağıdaki sözler bu konuyu aydınlatıcı nitelikte: “Bütün kuvvetleri nefsinde toplayıp tek partiyi, devleti ve memleketi kendi başlarına idare edecek olan yüksek meclisin azasını kim seçecek; bu zorbalar heyeti, kuvvet ve salahiyetlerini kimden ve nasıl alacak? Hayret, hayreti uznıa. Bu ne sakat düşüncedir, bu nasıl zihniyettir! Görülüyor ki varmak istediğimiz hedef henüz, en yakın arkadaşlar tarafından bile, zerre kadar anlaşılmış değildir. Biz öyle bir idare, öyle bir rejim istiyoruz ki; bu memlekette bir gün Padişahlığa taraftar olanlar dahi bir fırka kurabilsinler”. Emre Kongar. Devrim Tarihi ve Toplumbilim Açısından Atatürk. Remzi Kitabevi. İstanbul. Şubat 1994. s.313</p>
<p style="text-align: center;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="font-size: small;"><span style="color: black;"><strong><br />
</strong></span></span></span></p>
<p><span style="font-size: small;"><span style="color: black;"><strong> </strong></span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ataturke.com/mustafa-kemal-ataturk-ve-j-j-rousseaunun-dusuncelerinin-karsilastirilmasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün Sanatla İlgili Özdeyişleri</title>
		<link>http://www.ataturke.com/ataturkun-sanatla-ilgili-ozdeyisleri.html</link>
		<comments>http://www.ataturke.com/ataturkun-sanatla-ilgili-ozdeyisleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Oct 2009 02:05:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dökümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[ataturk]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk ve sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürkün Sanatla ilgili Özdeyişleri]]></category>
		<category><![CDATA[özdeyiş]]></category>
		<category><![CDATA[özdeyişler]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ataturke.com/?p=1044</guid>
		<description><![CDATA[Atatürk&#8217;ün Sanatla İlgili Özdeyişleri
Sanat güzelliğin ifadesidir. Bu ifade sözle olursa şiir, nağme olursa musiki, resim ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltraşlık, bina ile olursa mimarlık&#8230; olur.

(Muhit Mecmuası, Sene:1, No:2, 1928)

Sanatkâr da, toplum da uzun mücadele ve gayretten sonra alnında ışığı ilk hisseden insandır.
(Atatürk&#8217;e Ait Hatıralar, 1949)
Biz, çok defa, bu musikinin tam haysiyetini bulamıyoruz. İşte [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2 style="text-align: center;"><span style="text-decoration: underline;">Atatürk&#8217;ün Sanatla İlgili Özdeyişleri</span></h2>
<p style="text-align: left;">Sanat güzelliğin ifadesidir. Bu ifade sözle olursa şiir, nağme olursa musiki, resim ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltraşlık, bina ile olursa mimarlık&#8230; olur.</p>
<p style="text-align: left;">
(Muhit Mecmuası, Sene:1, No:2, 1928)</p>
<p style="text-align: left;">
<p>Sanatkâr da, toplum da uzun mücadele ve gayretten sonra alnında ışığı ilk hisseden insandır.</p>
<p>(Atatürk&#8217;e Ait Hatıralar, 1949)</p>
<p>Biz, çok defa, bu musikinin tam haysiyetini bulamıyoruz. İşte bu dinlediğimiz, hakiki Türk Musikisi&#8217;dir ve hiç şüphesiz, yüksek bir medeniyetin musikisidir. Bu musikiyi, bütün dünyanın anlaması lâzımdır. Fakat, onu bütün dünyaya anlatabilmek için, bizim milletçe, bugünkü medenî dünyanın seviyesine yükselmemiz lâzımdır.</p>
<p>(Mesut Cemil Anlatıyor: Nükte, Fıkra ve Çizgilerle Atatürk II, 1954)</p>
<p>Dünyada medeni olmak, ilerlemek ve olgunlaşmak isteyen herhangi bir millet mutlaka heykel yapacak ve heykeltraş yetiştirecektir. Abidelerin şuraya buraya tarihi hatıralar olarak dikilmesinin dine aykırı olduğunu iddia edenler, din hükümlerini gereği gibi araştırıp incelememiş olanlardır. ( 1923 )</p>
<p>(Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt:II, 1952)</p>
<p>Aydın ve dindar olan milletimiz, ilerlemenin sebeplerinden biri olan heykeltraşlığı en üst derecede ilerletecek ve memleketimizin her köşesinde atalarımızın ve bunlardan sonra yetişecek evlatlarımızın hatıralarını güzel heykellerle dünyaya ilan edecektir. ( 1923 )</p>
<p>(Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt:II, 1952)</p>
<p>İnsanlar olgunlaşmak için bazı şeylere muhtaçtır. Bir millet ki, resim yapmaz, bir millet ki, heykel yapmaz, bir millet ki tekniğin getirdiği şeyleri yapmaz; itiraf etmeli ki o milletin ilerleme yolunda yeri yoktur. Halbuki bizim milletimiz, gerçek nitelikleriyle medeni ve ileri olmaya lâyıktır ve olacaktır. ( 1923 )</p>
<p>(Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt:II, 1952)</p>
<p>Bir milleti yaşatmak için birtakım temeller lazımdır ve bilirsiniz ki, bu temellerin en önemlilerinden biri sanattır. Bir millet sanattan ve sanatkârdan yoksunsa tam bir hayata sahip olamaz. Böyle bir millet bir ayağı topal, bir kolu çolak, sakat ve hasta bir kimse gibidir. Hatta kasdettiğim manayı bu söz de ifadeye yeterli değildir. Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş olur&#8230; Bir millet sanata önem vermedikçe büyük bir felakete mahkumdur. Birçok unsurlar o felaketin derecesini farketmez. Farkettiği gün de ne kadar müthiş bir etkinlikle çalışmak gerektiğini tahmin edemez. ( 1923 )</p>
<p>Hayatta musiki lâzım mıdır? Hayatta musiki lâzım değildir. Çünkü hayat musikidir. Musiki ile alâkası olmayan yaratıklar insan değildirler. Eğer söz konusu olan hayat insan hayatı ise musiki mutlaka vardır. Musikisiz hayat zaten mevcut olamaz. Musiki hayatın neşesi, ruhu, sevinci ve herşeyidir. Yalınz musikinin nev&#8217;i, üzerinde düşünmeye değer. ( 1925 )</p>
<p>(Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt:II, 1952)</p>
<p>İnsanlarda birtakım ince, yüksek ve temiz duygular vardır ki insan onlarla yaşar. İşte ince, yüksek, derin ve temiz duyguları en ziyade duyabilen ve diğer insanlara duyurabilen şairdir. ( 1928 )</p>
<p>(Muhit Mecmuası, Sene:1, No:2, 1928)</p>
<p>Efendiler.. Hepiniz mebus olabilirsiniz, vekil olabilirsiniz; hattâ reisicumhur olabilirsiniz. Fakat bir sanatkâr olamazsınız. Hayatlarını büyük bir sanata vakfeden bu çocukları sevelim&#8230; ( 1930 )</p>
<p>(İ. Galip Arcan Anlatıyor, Ses Dergisinden iktibas. Sümerbank Dergisi, Cilt:3, Sayı:29, 1963)</p>
<p>Bizim hakikî musikimiz Anadolu Halkı&#8217;nda işitilebilir. ( 1930 )</p>
<p>(Ayın Tarihi, Sayı:73, 1930)</p>
<p>Vatan bütün evlatlarının çalışması ile ve yardımı ile yaşar ve bundan başka toplumunu mekanizmasında faydasız hiçbir parça yoktur. Devleti idare eden bakanla, vatanın refahına elinin işi ile yardım eden sanatkâr arasında, yalnız küçük bir fark vardır, o mda şudur. Birinin vazifesi, bir diğerininkinden daha önemlidir. Fakat her ikisinde de iyi yapılmak şartıyla, ahlaki değer aynıdır. ( 1930 )</p>
<p>Yüksek bir insan toplumu olan Türk Milleti&#8217;nin tarihi bir özelliği de güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, doğuştan gelen zekâsını, ilme bağlılığını, güzel sanatlar sevgisini ve milli birlik duygusunu devamlı olarak ve her türlü vasıta ve önlemlerle besleyerek geliştirmek milli idealimizdir. ( 1933 )</p>
<p>(Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt:II, 1952)</p>
<p>Güzel sanatların hepsinde, ulus gençliğinin ne türlü ilerletmesini istediğinizi bilirim. Bu yapılmaktadır. Ancak bunda en çabuk, en önde götürülmesi gerekli olan Türk Müziği&#8217;dir. Bir ulusun yeni değişikliğine ölçü, müzikte değişikliği alabilmesi, kavrayabilmesidir&#8230; Ulusal; ince duyguları, düşünceleri anlatan; yüksek deyişleri, söyleyişleri toplamak, onları bir an önce, modern müzik kurallarına göre işlemek gerekir. Ancak bu düzeyde Türk ulusal müziği yükselip, evrensel müzikte yerini alabilir. ( 1934 )</p>
<p>(Ayın Tarihi, Sayı:12, 1934)</p>
<p>Sinan&#8217;ın heykelini yapınız. ( 1935 )</p>
<p>(TTK Belleten, Cilt:III, Sayı:10, 1939, Lev:XCIII&#8230; Atatürk el yazısı ve imzası ile yazmıştır)</p>
<p>Güzel sanatların her dalı için, Kamutay&#8217;ın ( TBMM&#8217;nin ) ilgi ve emek, milletin insani ve medeni hayatı ve çalışkanlık veriminin artması için çok etkilidir. ( 1936 )</p>
<p>(Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, Cilt:I, 1945)</p>
<p>Güzel sanatlarda başarı; bütün inkılâpların başarılı olduğunun en kesin delilidir. Bunda başarılı olamayan milletlere ne yazıktır. Onlar, bütün başarılarına rağmen medeniyet alanında yüksek insanlık sıfatıyla tanınmaktan daima yoksun kalacaklardır. ( 1936 )</p>
<p>(Cumhuriyet Gazetesi, 10.11.1941, Cevat Abbas Gürer)</p>
<p>Edebiyat denildiği zaman şu anlaşılır: Söz ve anlamı, yni insan beyninde yer ede, her türlü bilgileri ve insan karakterinin en büyük duygularını, bunları dinleyen veya okuyanların çok ilgisini çekecek şekilde söylemek ve yazmak sanatı. Bunun içindir ki, edebiyat, ister nesir şeklinde olsun, ister nazım şeklinde olsun, tıpkı resim gibi, heykeltraşlık gibi, özellikle müzik gibi, güzel sanatlardan sayılmaktadır.<br />
İnsanlıkta en müspet ilim ve en ince teknik esaslarına dayanan hayatla ve kanla karşılamak kendileri için kaçınılmaz olan askerlik gibi yüksek bir idealist meslek bile, kendini içinde bulunduğu topluma anlatabilmek ve bu büyük insanlık ve kahramanlık yolculuğunu hazırlayabilmek için uyandırıcı, yönlendirici, harekete geçirici ve nihayet fedakâr ve kahraman yapıcı vasıtayı edebiyatta bulur.</p>
<p>Bu itibarla, edebiyatın her insan topluluğu ve bu topluluğun şimdiki durumunu ve geleceğini koruyan ve koruyacak olan her kuruluş için en esaslı eğitim vasıtalarından biri olduğu, kolaylıkla anlaşılır.</p>
<p>Bunun içindir ki, Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı, edebiyat öğretiminde şu noktalara, özellikle önem ve kıymet vemelidir:</p>
<p>1 &#8211; Türk çocuğunun kafasını, doğuştan sahip olduğu dikkat ve özene göre oluşturmak; bu, Cumhuriyetin sağlıkla ilgili olan bakanlığa da düşen bir vazifedir.<br />
2 &#8211; Güzel korunan Türk kafa ve zekâlarını açmak, yaymak, genişletmek. Bu, özellikle Kültür Bakanlığı&#8217;nın vazifesidir. Bununla birlikte, kabiliyetli Türk çocuklarının kafalarına müspet ilim ve maddi teknik kavramları, yalnız nazari ( kurumsal ) olarak değil, aynı zamanda pratik vasıtalar ile de değiştirmek.<br />
3 &#8211; Bir taraftan da, Türk kafalarındaki kabiliyetleri, Türk karakterindeki sağlamlıkları, Türk duygularındaki yükseklik ve genişlikleri, kendilerini hiç zorlamadan, doğal bir şekilde ve olduğu gibi ifadeye onları alıştırmak.</p>
<p>Bunlar yapılınca, netice şu olacaktır: Türk çocuğu konuşurken, onun ifade ve anlatış şekli, Türk çocuğu yazarken, onun ifade ve üslûbu, kendisini dinleyenleri, onun yürüdüğü yola götürebilecek bu kabiliyeti sayesinde, Türk çocuğu kendisini dinleyen veya yazısını okuyanları peşine takarak yüksek Türk idealine iletebilecek, ulaştırabilecektir.</p>
<p>Bu edebiyat görüşü, böyle bir edebiyat öğretimi sayesindedir ki, edebiyattan anlaşılan amaca ulaşmak mümkün olabilir. (1937 )</p>
<p>(Ayşe Afetinan, Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler, 1959, TTK Yay.)<a href="http://www.main-board.net/lise/274660-ataturkun-sanatla-ilgili-ozdeyisleri.html"></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ataturke.com/ataturkun-sanatla-ilgili-ozdeyisleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ulusal Direniş Örneklerinden:M.Kemal&#8217;den ABD&#8217;ye Muhtıra</title>
		<link>http://www.ataturke.com/ulusal-direnis-orneklerindenm-kemalden-abdye-muhtira.html</link>
		<comments>http://www.ataturke.com/ulusal-direnis-orneklerindenm-kemalden-abdye-muhtira.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Oct 2009 20:02:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dökümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[ataturk]]></category>
		<category><![CDATA[atatürkten abd ye muhtıra]]></category>
		<category><![CDATA[muhtıra]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ataturke.com/?p=1007</guid>
		<description><![CDATA[Ulusal Direniş Örneklerinden:M.Kemal&#8217;den ABD&#8217;ye Muhtıra
Bugün duyupta inanamayacağımız bu gelişme, Mustafa Kemal Paşa tarafından 1 Ağustos 1919&#8242;da gerçekleştirildi&#8230;
Mustafa Kemal başkanlığındaki Erzurum Kongresi Heyeti&#8217;nin Amerika Cumhurbaşkanı Wilson&#8217;a verdiği muhtırada, &#8220;Tarihten silinmiş ulusları ihya ederken, 1500 yıllık Türk ulusunu nasıl yok etmeye çalışırsınız?&#8221; diye hesap soruyordu!.. &#8220;Bu hedefinize ulaşamayacaksınız, kahramanca ölümü göze aldık&#8221; deniyordu:
&#8220;Sayın Başkan! (Reis Cenapları!)
600 yıllık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2 style="text-align: center;"><span style="text-decoration: underline;">Ulusal Direniş Örneklerinden:M.Kemal&#8217;den ABD&#8217;ye Muhtıra</span></h2>
<p>Bugün duyupta inanamayacağımız bu gelişme, Mustafa Kemal Paşa tarafından 1 Ağustos 1919&#8242;da gerçekleştirildi&#8230;</p>
<p>Mustafa Kemal başkanlığındaki Erzurum Kongresi Heyeti&#8217;nin Amerika Cumhurbaşkanı Wilson&#8217;a verdiği muhtırada, &#8220;Tarihten silinmiş ulusları ihya ederken, 1500 yıllık Türk ulusunu nasıl yok etmeye çalışırsınız?&#8221; diye hesap soruyordu!.. &#8220;Bu hedefinize ulaşamayacaksınız, kahramanca ölümü göze aldık&#8221; deniyordu:</p>
<p>&#8220;Sayın Başkan! (Reis Cenapları!)</p>
<p>600 yıllık bir imparatorluğa ve 1500 yıllık geçmişe sahip olan Türk milleti, varlıkları tarihe karışmış olan milletlerin uygulamalarınız sayesinde yeniden dirilttiği bu sırada, yok olmaktan başka bir anlamı olmayan kararlarınıza boyun eğmeyecektir&#8230; Artık tarafınızdan yok edilişimizin kaçınılmaz olduğunu anlıyoruz. Son kararı vermek bize düşüyor. Ve bu son karar ise onurlu ve namuslu ölmek, atalarımızın yiğitlik kanıyla yoğrulmuş olan bu topraklar üzerindeki egemenliği bizim ve evlatlarımızın kanıyla savunarak, dünyaya yeni bir özveri ve kahramanlık örneği göstererek terk etmektir.&#8221; 1</p>
<p>1 Kazım Karabekir&#8217;in &#8220;İstiklal Harbimiz&#8221; adlı eserinden alıntı yapan Prof.Dr. Utkan Kocatürk, Atatürk ve Cumhuriyet Tarihi Kronolojisi, s.75</p>
<p>Bu muhtıra metni, ABD&#8217;nde 1920 yılında yayınlandı. Washington Senato Kütüphanesi&#8217;nde de bulunmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ataturke.com/ulusal-direnis-orneklerindenm-kemalden-abdye-muhtira.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ulu Önder&#8217;in Cenazesinden Kareler</title>
		<link>http://www.ataturke.com/ulu-onderin-cenazesinden-kareler.html</link>
		<comments>http://www.ataturke.com/ulu-onderin-cenazesinden-kareler.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Oct 2009 19:32:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dökümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraflar]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[ataturk]]></category>
		<category><![CDATA[atatürkün cenasesi]]></category>
		<category><![CDATA[atatürkün cenazesinden resimler]]></category>
		<category><![CDATA[önder]]></category>
		<category><![CDATA[ulu]]></category>
		<category><![CDATA[ulu önder]]></category>
		<category><![CDATA[ulu önder atatürk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ataturke.com/?p=992</guid>
		<description><![CDATA[Ulu Önder&#8217;in Cenazesinden Kareler 































(1922&#8242;de Türk ordularının zaferi neticesi Anadolu&#8217;daki emelleri gerçekleşmeyen İngiltere&#8217;nin Türk düşmanı olarak bilinen Başbakanı Lıoyd George, Parlamento&#8217;da kendisine yöneltilen suçlama ve tenkitleri şöyle cevaplandırmıştır):
&#8216;Arkadaşlar, yüzyıllar nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki o büyük dahi çağımızda Türk Milleti&#8217;ne nasip oldu. Mustafa Kemâl&#8217;in dehasına karşı elden ne gelirdi.
D.  Lloyd George, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2 style="text-align: center;"><span style="text-decoration: underline;">Ulu Önder&#8217;in Cenazesinden Kareler </span></h2>
<h2 style="text-align: left;">
<p><img src="http://img378.imageshack.us/img378/1975/image002at9.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p><img src="http://img525.imageshack.us/img525/4668/image003ia8.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p><img src="http://img222.imageshack.us/img222/5325/image004bv6.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p><img src="http://img124.imageshack.us/img124/9370/image005oj8.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p><img src="http://img401.imageshack.us/img401/6827/image006be1.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p><img src="http://img501.imageshack.us/img501/808/image007nk0.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p><img src="http://img364.imageshack.us/img364/333/image009in2.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p><img src="http://img222.imageshack.us/img222/541/image010nj7.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p><img src="http://img378.imageshack.us/img378/2861/image011wy2.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p><img src="http://img525.imageshack.us/img525/7163/image012yx0.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p><img src="http://img222.imageshack.us/img222/2091/image013na3.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p><img src="http://img124.imageshack.us/img124/4393/image014bk4.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p><img src="http://img401.imageshack.us/img401/7931/image015ye8.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p><img src="http://img501.imageshack.us/img501/9428/image016jo8.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p><img src="http://img337.imageshack.us/img337/8237/image017kj4.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p><img src="http://img364.imageshack.us/img364/5186/image018xc1.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p><img src="http://img222.imageshack.us/img222/3204/image019cx8.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p><img src="http://img378.imageshack.us/img378/8020/image020bj9.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p><img src="http://img525.imageshack.us/img525/6134/image021hi6.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p><img src="http://img222.imageshack.us/img222/3732/image022au7.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p><img src="http://img124.imageshack.us/img124/4232/image023zd4.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p><img src="http://img401.imageshack.us/img401/1913/image024xb6.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p><img src="http://img501.imageshack.us/img501/3906/image025wl2.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p><img src="http://img337.imageshack.us/img337/8339/image026gw3.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p><img src="http://img364.imageshack.us/img364/808/image027mm1.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p><img src="http://img222.imageshack.us/img222/6594/image028rn5.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p><img src="http://img378.imageshack.us/img378/4194/image029zc7.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p><img src="http://img525.imageshack.us/img525/6853/image030rg1.jpg" border="0" alt="" /></h2>
<h2 style="text-align: left;"></h2>
<h2 style="text-align: left;"></h2>
<p style="text-align: left;">(1922&#8242;de Türk ordularının zaferi neticesi Anadolu&#8217;daki emelleri gerçekleşmeyen İngiltere&#8217;nin Türk düşmanı olarak bilinen Başbakanı Lıoyd George, Parlamento&#8217;da kendisine yöneltilen suçlama ve tenkitleri şöyle cevaplandırmıştır):<br />
&#8216;Arkadaşlar, yüzyıllar nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki o büyük dahi çağımızda Türk Milleti&#8217;ne nasip oldu. Mustafa Kemâl&#8217;in dehasına karşı elden ne gelirdi.<br />
<span style="color: darkred;">D.  Lloyd George, İngiltere Başbakanı, 1922</span></p>
<p>Bir ulusun hayatında bu kadar az sürede bu denli kökten değişiklik pek seyrek gerçekleşir&#8230; Bu olağanüstü işleri yapanlar, hiç kuşkusuz kelimenin tam anlamıyla büyük adam niteliğine hak kazanmışlardır. Ve bundan dolayı Türkiye övünebilir.<br />
<span style="color: darkred;">Eleftherios Venizelos, Yunanistan Başbakanı,  1933</span></p>
<p>Bir insana ölümünden sonra bu derece sevgi ve yas  gösterileri yapılması milletler tarihinde az görülen şeylerdendir.&#8217;</p>
<p><span style="color: darkred;">ATHİNAİKA, Atina, 12 Kasım 1938</span></p>
<p>&#8216;Atatürk&#8217;ün Türkiye&#8217;de yaptığını hiçbir tarafta, hiçbir kimse yapmadı: Ne Cavour, ne Cromwel, ne de Washington&#8230; Atatürk&#8217;ün bulduğunu, hiç kimse bulmadı ve Atatürk&#8217;ün yaptığını da hiç kimse yapmadı. İlham ettiği kimselere ve kendi prensiplerine göre yarattığı yeni kuşak, O&#8217;nun eserine devam edecektir.&#8217;<br />
<span style="color: darkred;">Tipos Gazetesi</span></p>
<p>İngiliz, Fransız ve İtalyanları Anadolu&#8217;dan uzaklaştırıp bizi de yenince,, karşımızda sıradan bir adam bulunmadığını ve O&#8217;nun gerçek yaratıcı kudretini kavramaktan uzak kalmış olduğumuzu kabul ettik. (1938)<br />
<span style="color: darkred;">Yorgi  PESMAZOĞLU, Yunan Ekonomi Başkanı</span></p>
<p>Çok, pek çok devrimciler  görüldü. Fakat hiçbiri Atatürk&#8217;ün cesaret ettiği ve muvaffak olduğu şeyi  yapmadı.&#8217;<br />
<span style="color: darkred;">Messager D&#8217;Athenes, Yunanistan Gazetesi, 11  Kasım 1938</span></p>
<p>Tarih, silinmez harflerle bu devlet adamın ismini hakedecektir. Atatürk bir halk adamıdır. Kırılmaz azmi, keskin zekâsı ve kudreti kendisini yendiği alın yazısının önüne getirmiş, böylece yeni Türkiye&#8217;nin yaratıcısı olmuştur.<br />
<span style="color: darkred;">Yugoslavya, Politika Gazetesi, 11  Kasım 1938</span></p>
<p>Sakarya Savaşı, Sakarya Zaferi, yirmi yaşımın en kuvvetli hatırası olmuştur. O zamanlar, kendi kendime diyordum: Acaba ben de ulusumu böylesine seferber edemezmiyim, onun ruhuna kurtarıcı hamleyi, bu dizgin tanımaz ihtirası aşılayamaz mıyım?<br />
<span style="color: darkred;">Habib BURGİBA, Tunus  Devlet Başkanı, 1965</span></p>
<p>Atatürk, tarihin her devresi için,  insanlığın bir mucizesidir.<br />
<span style="color: darkred;">Suriye</span></p>
<p>Atatürk&#8217;ün ölümü yalnız Türk Milleti için  değil, onun örneğine çok muhtaç olan bütün Doğu milletleri için en büyük  kayıptır.<br />
<span style="color: darkred;">ELEYYAM Gazetesi, Şam-  1938</span></p>
<p>Vatanını muhakkak bir parçalanmaktan kurtararak gemisini güvenilir bir limana götürdükten sonra milletinden bir taht istemedi. O, kelimenin bütün anlamıyla bir insan, eşsiz bir dahi, kahraman bir asker ve siyaset adamı idi. Hayatını milleti&#8217;nin mutluluğuna adadı, bu uğurda genç yaşda hayata gözlerini kapadı.<br />
<span style="color: darkred;">Elifba Gazetesi, Şam-  1938</span></p>
<p>O&#8217;nun ölümü, dünya için de derinliği ölçülmez bir  kayıptır.<br />
<span style="color: darkred;">Sovyetler</span></p>
<p>Adı, Türk Milleti&#8217;nin millî kurtuluş savaşında ve Türkiye&#8217;nin siyasi alanda yeniden örgütlenmesine gayet sıkı bir surette bağlı olan Kemal Atatürk&#8217;ün ölümü gerek Türkiye için, gerekse bütün dostları için derinliği ölçülmez bir kayıptır.<br />
Türk Milleti&#8217;nin en samimi dostları arasında bulunan Sovyetler, zamanımızın bu örneksiz devlet adamının öneminden dolayı derin bir acı içindedirler.<br />
<span style="color: darkred;">İzvestia Gazetesi, Moskova,  1938</span></p>
<p>Atatürk, dünya üzerinde yeni bir devir açmış bir insandır. Ben, O&#8217;nun Türk kadınlarına hak vererek ve bir ülkede anayı, yakışır olduğu yüceliğe eriştirerek Batı&#8217;ya ders verdiğini nasıl unuturum.<br />
<span style="color: darkred;">Uluslararası Kadınlar Birliği Delegesi, Prenses  Aleksandrina</span></p>
<p>Romanya&#8217;da Atatürk&#8217;ün ölüm haberi geldiği gün,  bütün okullarda dersler tatil edildi.<br />
<span style="color: darkred;">Romanya-Rador  Ajansı: Bükreş</span></p>
<p>Milletimiz, en büyük Türk&#8217;ün karşısında kederli  bir saygı ile eğilmektedir.<br />
<span style="color: darkred;">Romanya</span></p>
<p>Atatürk, başı dumanlı doruklarda yüce bir dağ tepesidir. Siz O&#8217;na yaklaştıkça o yükselir ve aranızdaki mesafe sonsuza değin aynı kalır. Devirlerinde büyük gözüken, zamanla küçülen benzerlerinden farkı budur ve böyle kalacaktır.<br />
<span style="color: darkred;">Arriba Gazetesi,  Portekiz, 1938</span></p>
<p>Uzun bir yol aşılmış, yüce bir eser ortaya  konmuş, bir çok zaferler elde edilmiştir. Bütün bunlar Atatürk&#8217;ün  eseridir.<br />
<span style="color: darkred;">Polanya, Kurjer Warzavski  Gazetesi</span></p>
<p>O, Türkiye&#8217;yi kurmakla bütün dünya uluslarına Müslümanların seslerini duyuracak kudrette olduğunu ispat etti. Kemal Atatürk&#8217;ün ölümüyle Müslüman dünyası en büyük kahramanını kaybetmiştir. Atatürk gibi bir önder önlerinde bir ilham kaynağı olarak dikildiği halde Hind Müslümanları bugünkü durumlarına hâlâ razı olacaklar mı?<br />
<span style="color: darkred;">Muhammet Ali  Cinnah-Kaidiâzam, Pakistan Cumhurbaşkanı, 1954</span></p>
<p>Bizim aslımız  rengi uçmuş bir kıvılcım iken, O&#8217;nun bakışı ile cihanı kaplayan ve aydınlatan  bir güneş haline geldik.<br />
<span style="color: darkred;">İkbal, Pakistan Millî  Şairi</span></p>
<p>&#8216;Atatürk&#8217;ün yaptıkları insanoğlunun kolay kolay  yapabileceği şeylerden değildir. O; büsbütün başka bir insandı.&#8217;<br />
<span style="color: darkred;">El-Mısri Gazetesi, Mısır, 11 Kasım 1938</span></p>
<p>Türkler,  Atatürk&#8217;ü olağanüstü bir tutkunlukla seviyorlar.<br />
Bursa&#8217;ya giderken trende rast geldiğim bir çocuğa İstanbul veya Ankara&#8217;dan hangisini sevdiğini sordum. Çocuk Ankara&#8217;yı sevdiğini söyledi. Nedenini sorduğumda: &#8216;Ankara&#8217;da Atatürk bulunduğu için..&#8217; cevabını verdi.<br />
<span style="color: darkred;">Mısır, El Bela  Gazetes</span></p>
<p>Yüzyılımızda, &#8216;olmayacak hiçbir şey yoktur&#8217; şeklindeki  tarihi gerçeği isbatlayan ilk adam olmuştur.<br />
<span style="color: darkred;">Eski Ujsag.  Macar.</span></p>
<p>Budapeşte, 20 (a,a) &#8211; Macar ajansı tebliğ  ediyor:<br />
Başvekil İmredi, Atatürk&#8217;ün cenaze törenini yapılacağı 21 Kasım Pazartesi gününü Macaristan&#8217;ın millî yas günü sayarak bütün memlekette resmi binalara siyah bayraklar çekilmesini emretmiştir. Harbiye Nazırı ve Budapeşte Belediye Reisi de, askeri binalar ve belediye binaları için aynı kararı almışlar ve Belediye Reisi ayrıca, halkı da siyah bayrak çekmeye dâvet etmiştir.<br />
<span style="color: darkred;">Namzetti Ujsang Gazetesi,  Budapeşte-1938</span></p>
<p>Dünyanın çok nadir yetiştirdiği dahilerdendir.  Dünya tarihinin gidişini değiştirmiştir.<br />
<span style="color: darkred;">An Nahar,  Beyrut</span></p>
<p>Yüzyıldanberi Küçük Asya&#8217;nın çıkardığı en büyük  lider.<br />
<span style="color: darkred;">The Japan Chronicle,  Kobe</span></p>
<p>&#8216;Hayatının sonuna kadar milleti&#8217;nin mutlak güveni ile kurduğu devletin başında muzaffer kumandanının kişiliği, eşi görülmemiş bir karakter örneğidir.&#8217;<br />
<span style="color: darkred;">Comte Carlo Sforza, İtalya Eski  Dışişleri Bakanı</span></p>
<p>Üstün iradesi, tükenmez cesareti ve eşsiz seziş ile hasımlarını dize getirdi. Fazilet ve ciddiyeti, üç yılda memleketine yalnız askeri, aynı zamanda tam ve doyurucu bir siyasi zafer kazandırdı.<br />
<span style="color: darkred;">F. Perrone Di San Martino, İtalyan  Yazarı</span></p>
<p>&#8216;Atatürk&#8217;ün ölümü ile dünya büyük bir liderini  kaybetti.&#8217;<br />
<span style="color: darkred;">Gazeta Del Popolo Gazetesi, İtalya, 11 Kasım  1938</span></p>
<p>(Lozan Üniversitesi salonunda, Lozan Türk Talebe  Cemiyeti&#8217;nin hazırladığı törende.)<br />
&#8216;Siz Türk gençleri, bugün Büyük Şef&#8217;inizi kaybettiğinizden dolayı ne kadar ağlasanız haklısınız. Üniversite, sizin bu büyük yasınıza katılmaktadır. Atatürk&#8217;ün bu Büyük Adam&#8217;ın hayatını burada az bir vakit içinde bildirmeye imkân yoktur. Bu dâhinin, vatanının tarihinde işgal ettiği parlak sayfaları size hatırlatmak isterim. Türkiye&#8217;yi yaratan, tarihimizin bu en Büyük Adam&#8217;ın başımı en derin hürmetle eğerek selâmlarım.&#8217;<br />
<span style="color: darkred;">Profesör MORRF</span></p>
<p>&#8216;Atatürk,  bir medeniyet kaynağı idi.&#8217;<br />
<span style="color: darkred;">İsviçre</span></p>
<p>Modern Türkiye&#8217;nin yaratıcısı Kemal Atatürk&#8217;ün eserleri, memleketi için yaptıkları İsveç&#8217;te çok iyi bilinmektedir. Atatürk&#8217;ün liderliği altında Türkiye&#8217;nin kalkınmasını, fevkâlâde ileri hamlelerini hayranlıkla takibettik. Atatürk&#8217;ün, hukuk alanında olduğu gibi, diğer alanlarda da getirdiği reformlarla Türkiye, içinde bulunduğu çok zor durumdan kurtarılıp kuvvetli ve güvenilir temeller üzerine yerleştirilmiştir.<br />
<span style="color: darkred;">ERLANDER, İsveç  Başbakanı</span></p>
<p>&#8216;Mustafa Kemal Atatürk, kuşkusuz 20. yüzyılda dünya savaşından önce yetişen en büyük devlet adamlarından biri, hiçbir millete nasip olmayan cesur ve büyük bir inkılâpçı olmuştur.&#8217;<br />
<span style="color: darkred;">Ben  Gurion, İsrail Başbakanı, 1963</span></p>
<p>&#8216;Atatürk, askeri dehâ ile  devlet adamı filozof dehâsını toplamıştır.&#8217;<br />
<span style="color: darkred;">İspanya</span></p>
<p>İslam dünyasının büyük insan yetiştirme  gücünü yitirdiğini öne sürenler, Atatürk&#8217;ü hatırlamalı ve  utanmalıdırlar.<br />
<span style="color: darkred;">Tahran Gazetesi, İran,  1939</span></p>
<p>Atatürk&#8217;ün ölümü dolayısı ile Kraliyet Sarayı Şehinşâhi ve hükümet bir ay resmî yas ilân etmiştir. Majeste Şehinşah, gömme töreninin sonuna kadar İran&#8217;da askerî ve resmî binalar üzerinde ve yabancı ülkelerdeki İran temsilciliklerinde bayrakların yarıya indirilmesini emir buyurmuşlardır. Bu irade-i Şehinşahî bugün bütün gazetelerde ilân edilmiştir.<br />
<span style="color: darkred;">Tahran</span></p>
<p>Bugün Türkiye, büyük ve yeni bir memlekettir. Ve savaş sonrasının dehşet, sefalet ve bitkinliğinden çıkmış olan bu yeni Türkiye, Atatürk&#8217;ün dimağında vücut bulmuştu. O, bu Türkiye&#8217;yi kendi elleriyle dünyaya getirdi.<br />
<span style="color: darkred;">Dela Mail  Gazetesi</span></p>
<p>Kadınlar başka hiçbir ülkede bu kadar hızla ilerlememişlerdir. Bir ulusun bu derece değişmesi, tarihte, gerçekten eşi olmayan bir olaydır.<br />
<span style="color: darkred;">İngiliz, Daily Telgraph  Gazetesi</span></p>
<p>Atatürk, yalnız Türk Milleti&#8217;nin değil, özgürlüğü uğruna savaşan bütün milletler önderiydi. O&#8217;nun direktifleri altında siz bağımsızlığınıza kavuştunuz. Biz de o yoldan yürüyerek özgürlüğümüze kavuştuk.<br />
<span style="color: darkred;">Bayan Sucheta KRIPALANI, Hint Parlamento Heyeti  Başkanı</span></p>
<p>Denilebilir ki onsuz, İslâm alemi yolunu bulabilmek  için elli yıl daha bekleyecekti.<br />
<span style="color: darkred;">Fransız, Berthe  Georges-Gaulis</span></p>
<p>Atatürk öldü. Barış kubbesinin Doğu sütunu yıkıldı. Artık evrende barışı kimse garanti edemez. Nitekim Avrupalı devlet adamları; O&#8217;nun 1930&#8242;da yaptığı uyarı ve tavsiyeleri dinlememiş ve dünyayı 1939 yılında ikinci büyük savaş felâketinin içine sürüklemişlerdir.<br />
<span style="color: darkred;">Fransız Gazetesi Sanerwin</span></p>
<p>Tarih çok büyükler gördü. İskenderler&#8217;i, Napolyon&#8217;ları, Washington&#8217;ları gördü. Fakat yirminci yüzyılda büyüklük rekorunu Atatürk, bu Türk oğlu Türk kırdı.<br />
<span style="color: darkred;">L&#8217;Illustration, Fransa</span></p>
<p>&#8216;Atatürk, yirminci  yüzyılın en büyük mucizesidir.&#8217;<br />
<span style="color: darkred;">National Tidence  Gazetesi, Danimarka, 11 Kasım 1938</span></p>
<p>Eğer tarih bir kalbe sahip  olsaydı, Mustafa Kemal&#8217;i mutlaka kıskanırdı.<br />
<span style="color: darkred;">Tchang Yang  Yee Pan Gazetesi, Çin, 1958</span></p>
<p>&#8216;Atatürk, bütün Asya kıtasının  Ata&#8217;sıdır.&#8217;<br />
<span style="color: darkred;">Çin</span></p>
<p>&#8216;Biz Çinliler, hepimiz bu yasa katılıyoruz. Zira büyük bir milletin, çok sevilen Büyük Ata&#8217;sının ölümü, yalnız Türkiye için değil, aynı zamanda bizim kıtamızda ve bütün dünyada büyük bir boşluk bırakmaktadır.&#8217;<br />
<span style="color: darkred;">Çin  Basını</span></p>
<p>&#8216;Hiç bir ülke, Atatürk&#8217;ün Türkiye&#8217;sinin gördüğü değişiklikleri bu kadar hızlı bir şekilde görmemiştir. Bugünün Türkiye&#8217;sinin tarihi Mustafa Kemal&#8217;in tarihidir.&#8217;<br />
<span style="color: darkred;">Dness Gazetesi,  Bulgaristan, 11 Kasım 1938</span></p>
<p>Türkiye&#8217;nin uluslararası ünü,  prestij ve otoritesi durmaksızın yükselmiştir.<br />
Milletine bu kadar az zamanda  bu ölçüde hizmet edebilen tek devlet adamı Atatürk&#8217;tür.<br />
<span style="color: darkred;">Libre Belgique Gazetesi</span></p>
<p>Bir yenilginin uçurumuna düştüğü halde, ilkin neticesiz sanılan İstiklâl Mücadelesini yapan Türk Milleti, önünde saygıyla eğilmeden bu satırlara son veremez.<br />
Zafer neşesiyle kendinden geçmiş bir diplomasinin kararını &#8216;hayır&#8217; diyerek yırtmak ve yüzlerine fırlatmak örneğini biz Almanlar, Türklere borçluyuz.(Alman <span style="color: darkred;">Askeri  Dergisi Vissen Und Vehr</span></p>
<p>Benim üzüntüm iki türlüdür; önce böyle büyük bir adamın kaybından dolayı bütün dünya gibi üzgünüm. İkinci üzüntüm ise, bu adamla tanışmak hususundaki şiddetli arzumun gerçekleşmesine artık imkân kalmamış olmasıdır.<br />
<span style="color: darkred;">Franklin ROOSEVELT, A.B.D.  Başkanı</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ataturke.com/ulu-onderin-cenazesinden-kareler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün Tamda Bugünlerimize Uyan Sözleri</title>
		<link>http://www.ataturke.com/ataturkun-tamda-bugunlerimize-uyan-sozleri.html</link>
		<comments>http://www.ataturke.com/ataturkun-tamda-bugunlerimize-uyan-sozleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Sep 2009 19:31:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dökümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[ataturk]]></category>
		<category><![CDATA[söz]]></category>
		<category><![CDATA[sözleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ataturke.com/?p=642</guid>
		<description><![CDATA[Atatürk&#8217;ün tam bugünlerimize uygun sözleri 6 Mart 1922&#8216;de söylenmiş .  

&#8220;&#8230; Hepiniz bilirsiniz ki, Avrupa&#8217;nın en önemli devletleri, Türkiye&#8217;nin zararıyla, Türkiye&#8217;nin gerilemesiyle ortaya
çıkmışlardır. Bugün bütün dünyayı etkileyen, milletimizin hayatını ve ülkemizi tehdit altında bulunduran, en güçlü gelişmeler, Türkiye&#8217;nin zararıyla gerçekleşmiştir. Eğer güçlü bir Türkiye varlığını sürdürseydi, denebilir ki İngiltere&#8217;nin bugünkü siyaseti var olmayacaktı. Türkiye, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span>Atatürk&#8217;ün tam bugünlerimize uygun sözleri</span><span> <span style="text-decoration: underline;">6 Mart 1922</span>&#8216;de söylenmiş </span><span>. </span><span> </span><br />
<span></p>
<p>&#8220;&#8230; Hepiniz bilirsiniz ki, Avrupa&#8217;nın en önemli devletleri, Türkiye&#8217;nin zararıyla, Türkiye&#8217;nin gerilemesiyle ortaya<br />
çıkmışlardır. Bugün bütün dünyayı etkileyen, milletimizin hayatını ve ülkemizi tehdit altında bulunduran, en güçlü gelişmeler, Türkiye&#8217;nin zararıyla gerçekleşmiştir. Eğer güçlü bir Türkiye varlığını sürdürseydi, denebilir ki İngiltere&#8217;nin bugünkü siyaseti var olmayacaktı. Türkiye, Viyana&#8217;dan sonra Peşte ve Belgrat&#8217;ta yenilmeseydi, Avusturya/Macaristan siyasetinin sözü<br />
edilmeyecekti. Fransa, İtalya, Almanya da, aynı kaynaktan esinlenerek hayat ve siyasetlerini geliştirmişler ve güçlendirmişlerdir.&#8221;</p>
<p>&#8220;&#8230; Bir şeyin zararıyla, bir şeyin yok olmasıyla yükselen şeyler, elbette, o şeylerden zarar görmüş olanı alçaltır. Gerçekten de<br />
Avrupa&#8217;nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve uygarlaşmasına karşılık, Türkiye gerilemiş, düştükçe düşmüştür. Türkiye&#8217;yi yok etmeye girişenler, Türkiye&#8217;nin ortadan kaldırılmasında çıkar ve hayat görenler, zararlıolmaktan çıkmışlar, aralarında çıkarları paylaşarak, birleşmiş ve ittifak etmişlerdir. Ve bunun sonucu olarak, birçok zekâlar, duygular, fikirler,<br />
Türkiye&#8217;nin yok edilmesi noktasında yoğunlaştırılmıştır. Ve bu yoğunlaşma,yüzyıllar geçtikçe oluşan kuşaklarda, adeta tahrip edici bir gelenek biçimine dönüşmüştür. Ve bu geleneğin, Türkiye&#8217;nin hayatına ve varlığına aralıksız uygulanması<br />
sonucunda, nihayet Türkiye&#8217;yi ıslah etmek, Türkiye&#8217;yi uygarlaştırmak gibi birtakım bahanelerle, Türkiye&#8217;nin iç hayatına, iç<br />
yönetimine işlemiş ve sızmışlardır. Böyle elverişli bir zemin hazırlamak güçve kuvvetini elde etmişlerdir.&#8221;</p>
<p>&#8220;&#8230;Oysa güç ve kuvvet, Türkiye&#8217;de ve Türkiye halkında olan gelişme cevherine, zehirli ve yakıcı bir sıvı katmıştır.</p>
<p>BUNUN ETKİSİ ALTINDA KALARAK, MİLLETİN EN ÇOK DA YÖNETİCİLERİN ZİHİNLERİTAMAMEN BOZULMUŞTUR.<br />
ARTIK DURUMU DÜZELTMEK, HAYAT BULMAK, İNSAN OLMAK İÇİN, MUTLAKA AVRUPA&#8217;DAN NASİHAT ALMAK, BÜTÜN İŞLERİ AVRUPA&#8217;NIN EMELLERİNE UYGUN YÜRÜTMEK, BÜTÜN<br />
DERSLERİ AVRUPA&#8217;DAN ALMAK GİBİ BİRTAKIM ZİHNİYETLER ORTAYA ÇIKTI.</p>
<p>Oysa hangi istiklal vardır ki yabancıların nasihatlarıyla,yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir.Tarihte, böyle bir olay yaratmaya kalkışanlar, zehirli sonuçlarla karşılaşmışlardır. İşte Türkiye de, bu yanlış zihniyetle sakat olan bazı yöneticiler yüzünden, her saat, her gün, her yüzyıl, biraz daha çok gerilemiş, daha çok düşmüştür.&#8221;</p>
<p>&#8220;..Bu düşüş, bu alçalış, yalnız maddi şeylerde olsaydı, hiçbir önemi yoktu. Ne yazık ki Türkiye ve Türk halkı, ahlâk bakımından da düşüyor. Durum incelenirse görülür ki, Türkiye Doğu maneviyatıyla sona eren bir yol üzerinde bulunuyordu. Doğu&#8217;yla Batı&#8217;nın birleştiği yerde bulunduğumuz, Batı&#8217; ya yaklaştığımızı zannettiğimiz takdirde, asıl mayamızolan Doğu<br />
maneviyatından tamamıyla soyutlanıyoruz. Hiç şüphesizdir ki bundan, bu büyük memleketi, bu milleti, çöküntü ve yok olma çıkmazına itmekten başka, bir sonuç beklenemez .&#8221;</p>
<p>&#8220;&#8230; Bu düşüşün çıkış noktası korkuyla, aczle başlamıştır. Türkiye&#8217;nin, Türk halkının nasılsa başına geçmiş olan birtakım insanlar,galip düşmanlar karşısında, susmaya mahkûmmuş gibi, Türkiye&#8217;yi âtıl veçekingen bir halde tutuyorlardı. Memleketin ve milletin çıkarlarının gerektiğini yapmakta korkak ve mütereddit idiler. Türkiye&#8217;de fikir adamları, âdetâ kendi kendilerine hakaret ediyorlardı. Diyorlardı ki: &#8216;Biz adam değiliz ve olamayız. Kendi kendimize adam olmamıza ihtimal yoktur.&#8217; Bizim canımızı, tarihimizi, varlığımızı bize düşman olan, düşman olduğundan hiç şüphe edilmeyen Avrupalılara, kayıtsız şartsız bırakmak istiyorlardı. &#8216;Onlar bizi idare etsin&#8217; diyorlardı.&#8221;</span></p>
<p><span><br />
</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ataturke.com/ataturkun-tamda-bugunlerimize-uyan-sozleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün Tarih Tarih Hayatı</title>
		<link>http://www.ataturke.com/ataturkun-tarih-tarih-hayati.html</link>
		<comments>http://www.ataturke.com/ataturkun-tarih-tarih-hayati.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Sep 2009 19:26:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dökümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[ataturk]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk ün hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ataturke.com/?p=640</guid>
		<description><![CDATA[ Atatürk&#8217;ün Tarih Tarih Hayatı
1881:
Selanik&#8217;te doğdu.
1893:
Askeri Rüştiye&#8217;ye girdi ve Kemal adını aldı.

1895:
Selanik Askeri Rüştiyesi&#8217;ni bitirdi, Manastır Askeri İdadisi&#8217;ne girdi.
13 Mart 1899 :
İstanbul Harp Okulu Piyade sınıfına girdi.
1902:
Harp Akademisi&#8217;ne girdi ve burada gazete çıkardı.
11 Ocak 1905 :
Harp Akademisi&#8217;ni Yüzbaşı olarak bitirdi, Şam&#8217;a 5. Ordu&#8217;nun 30. Süvari Alayı&#8217;nda staj yapmak için atandı.
Ekim 1906 :
Şam&#8217;da Vatan ve Hürriyet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2 style="text-align: center;"><strong><span style="text-decoration: underline;"> Atatürk&#8217;ün Tarih Tarih Hayatı</span></strong></h2>
<p style="text-align: left;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>1881:</strong></span><br />
Selanik&#8217;te doğdu.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>1893:</strong></span><br />
Askeri Rüştiye&#8217;ye girdi ve Kemal adını aldı.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
1895:</strong></span><br />
Selanik Askeri Rüştiyesi&#8217;ni bitirdi, Manastır Askeri İdadisi&#8217;ne girdi.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>13 Mart 1899 :</strong></span><br />
İstanbul Harp Okulu Piyade sınıfına girdi.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>1902:</strong></span><br />
Harp Akademisi&#8217;ne girdi ve burada gazete çıkardı.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>11 Ocak 1905 :</strong></span><br />
Harp Akademisi&#8217;ni Yüzbaşı olarak bitirdi, Şam&#8217;a 5. Ordu&#8217;nun 30. Süvari Alayı&#8217;nda staj yapmak için atandı.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Ekim 1906 :</strong></span><br />
Şam&#8217;da Vatan ve Hürriyet Cemiyeti&#8217;ni kurdu. Şam&#8217;da topçu stajını yaptı ve Kolağası oldu</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>23 Temmuz 1908 :</strong></span><br />
Meşrutiyet&#8217;in ilan edilmesi için çalışmaları.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>31 Mart 1909 :</strong></span><br />
31 Mart ihtilalinde Hareket Ordusu Kurmay Subayı olarak çalıştı.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>13 Eylül 1911 :</strong></span><br />
Mustafa Kemal, İstanbul&#8217;a Genelkurmay&#8217;a naklen atandı.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>27 Kasım 1911:</strong></span><br />
Mustafa Kemal, Binbaşılığa yükseldi.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>9 Ocak 1912 :</strong></span><br />
Mustafa Kemal, Trablusgarp&#8217;ta Tobruk saldırısını yönetti.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>27 Ekim1913:</strong></span><br />
Mustafa Kemal, Sofya Ateşemiliterliği&#8217;ne atandı.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>1 Mart 1914 :</strong></span><br />
Mustafa Kemal, Yarbaylığa yükseltildi.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>2 Şubat 1915 :</strong></span><br />
Mustafa Kemal, Tekirdağı&#8217;nda 19. Tümeni kurdu.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>25 Şubat 1915 :</strong></span><br />
Mustafa Kemal&#8217;in Maydos&#8217;a gidişi.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>25 Nisan 1915:</strong></span><br />
Mustafa Kemal, Arıburnu&#8217;nda İtilaf Devletleri&#8217;ne karşı koydu.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>1 Haziran 1915 :</strong></span><br />
Mustafa Kemal&#8217;in Albaylığa yükselişi.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>9 Ağustos 1915 :</strong></span><br />
Mustafa Kemal, Anafartalar Grup Komutanlığı&#8217;na atandı.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>10 Ağustos 1915 :</strong></span><br />
Mustafa Kemal, Anafartalar&#8217;dan düşmanı geri attı.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>1 Nisan 1916 :</strong></span><br />
Mustafa Kemal&#8217;in Tuğgeneralliğe yükselişi.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>6 Ağustos 1916 :</strong></span><br />
Mustafa Kemal, Bitlis ve Muş&#8217;u düşman elinden kurtardı.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>20 Eylül 1917 :</strong></span><br />
Mustafa Kemal, memleketin ve ordunun durumunu açıklayan raporunu yazdı.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Ekim 1917 :</strong></span><br />
Mustafa Kemal, İstanbul&#8217;a döndü.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>26 Ekim 1918 :</strong></span><br />
Mustafa Kemal, Halep&#8217;in kuzeyinde bugünkü sınırlarımız üzerinde düşman saldırılarını durdurdu.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
31 Ekim 1918 :</strong></span><br />
Mustafa Kemal&#8217;in Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı&#8217;na atanması.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>13 Kasım 1918:</strong></span><br />
Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı&#8217;nın kaldırılması ve Mustafa Kemal&#8217;in İstanbul&#8217;a dönüşü.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>30 Nisan 1919:</strong></span><br />
Mustafa Kemal&#8217;in Erzurum&#8217;da bulunan 9. Ordu Müfettişliği&#8217;ne atanması.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>16</strong></span><span style="text-decoration: underline;"><strong> Mayıs </strong></span><span style="text-decoration: underline;"><strong>1919:</strong></span><br />
Mustafa Kemal, Bandırma vapuruyla İstanbul&#8217;dan ayrıldı.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>19 Mayıs 1919 :</strong></span><br />
Mustafa Kemal, Samsun&#8217;a çıktı.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>15 Haziran 1919:</strong></span><br />
Mustafa Kemal, 3. Ordu Müfettişi ünvanını aldı.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>21 Haziran 1919 :</strong></span><br />
Mustafa Kemal, Ulusal Güçleri Sivas Kongresi&#8217;ne çağırdı.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>8 / 9 Temmuz 1919 :</strong></span><br />
Mustafa Kemal, askerlikten çekildi.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
23 Temmuz 1919 :</strong></span><br />
Mustafa Kemal&#8217;in başkanlığı altında Erzurum Kongresi&#8217;nin toplanması ve bir Temsil Kurulu seçerek dağılması.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
4 Eylül 1919 :</strong></span><br />
Mustafa Kemal&#8217;in başkanlığı altında Sivas Kongresi&#8217;nin toplanması.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>11 Eylül 1919 :</strong></span><br />
Mustafa Kemal, Anadolu ve Rumeli Müdafaayı Hukuk Cemiyeti Heyet Temsiliyesi Başkanlığı&#8217;na saçildi.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>22 Ekim 1919 :</strong></span><br />
Amasya Protokolü&#8217;nün imzalanması.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>7 Kasım 1919 :</strong></span><br />
Mustafa Kemal, Erzurum&#8217;dan milletvekili seçildi.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>27 Aralık 1919 :</strong></span><br />
Mustafa Kemal, Heyeti Temsiliye&#8217;yle birlikte Ankara&#8217;ya geldi.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>20 Mart 1920 :</strong></span><br />
İstanbul&#8217;un İtilaf Devletleri tarafından ele geçirilmesi, Mustafa Kemal&#8217;in protestosu, Ankara&#8217;da yeni bir Millet Meclisi toplama girişimi.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>19 Mart 1920 :</strong></span><br />
Mustafa Kemal tarafından Ankara&#8217;da üstün yetkiyi taşıyan bir Millet Meclisi toplanması hakkında illere duyuruda bulunulması.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
23 Nisan 1920 :</strong></span><br />
Mustafa Kemal, Ankara&#8217;da Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;ni açtı.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">24 Nisan1920 :</span></strong><br />
Mustafa Kemal, Büyük Millet Meclisi Başkanı seçildi.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">5 Mayıs 1920:</span></strong><br />
Mustafa Kemal&#8217;in başkanlığında ilk Hükümet&#8217;in toplantısı.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
11 Mayıs 1920 :</strong></span><br />
Mustafa Kemal, İstanbul Hükümeti tarafından ölüm cezasına çarptırıldı.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
24 Mayıs 1920:</strong></span><br />
Mustafa Kemal&#8217;in cezası Padişah tarafından onaylandı.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
9 / 10 Ocak 1920 :</strong></span><br />
Birinci İnönü Savaşı.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
20 Ocak 1921:</strong></span><br />
İlk Teşkilat-ı Esasiye (Anayasa) Kanunu&#8217;nun esas maddelerinin kabulü.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>30 Mart / 1 Nisan 1921 :</strong></span><br />
İkinci İnönü Savaşı.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>10 Mayıs 1921 :</strong></span><br />
Mustafa Kemal tarafından Büyük Millet Meclisi&#8217;nde Anadola ve Rumeli Müdafaai Hukuk Grubu&#8217;nun kurulması ve Mustafa Kemal&#8217;in Grup Başkanlığı&#8217;na seçilmesi.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>5 Ağustos 1921 :</strong></span><br />
Mustafa Kemal&#8217;e Başkumandanlık görevinin verilmesi.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
22 Ağustus 1921 :</strong></span><br />
Mustafa Kemal&#8217;in yönetiminde Sakarya Meydan Savaşı&#8217;nın başlaması.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>13 Eylül 1921 :</strong></span><br />
Sakarya Meydan Savaşı&#8217;nın kazanılması.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
19 Eylül 1921 :</strong></span><br />
Mustafa Kemal&#8217;e Mareşallik rütbesinin verilmesi ve Mustafa Kemal&#8217;in Gazi ünvanını alması.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
26 Ağustos 1922 :</strong></span><br />
Gazi Mustafa Kemal&#8217;in Kocatepe&#8217;den Büyük Taarruz&#8217;u yönetmesi.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
30 Ağustos 1922 :</strong></span><br />
Gazi Mustafa Kemal&#8217;in Dumlupınar Başkumandanlık Meydan Savaşı&#8217;nı kazanması.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
1 Eylül 1922:</strong></span><br />
Gazi Mustafa Kemal&#8217;in: &#8220;Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz&#8217;dir, İleri !&#8221; emrini vermesi.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>9 Eylül 1922 :</strong></span><br />
Türk Ordusu&#8217;nun İzmir&#8217;e girmesi.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
10 Eylül 1922:</strong></span><br />
Gazi Mustafa Kemal&#8217;in İzmir&#8217;e gelişi.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>11 Ekim 1922 :</strong></span><br />
Mudanya Mütarekesi&#8217;nin imzalanması.<span style="text-decoration: underline;"><strong></strong></span></p>
<p><strong>1 Kasım 1922 :</strong><br />
Gazi Mustafa Kemal&#8217;in önerisi üzerine saltanatın kaldırılması.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
29 Ocak 1923 :</strong></span><br />
Gazi Mustafa Kemal&#8217;in Latife Hanım&#8217;la evlenmesi.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
24 Temmuz 1923 :</strong></span><br />
Lozan Antlaşması&#8217;nın imzalanması.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
9 Ağustos 1923 :</strong></span><br />
Gazi Mustafa Kemal&#8217;in Halk Fırkası&#8217;nı kurması.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
11 Ağustos 1923 :</strong></span><br />
Gazi Mustafa Kemal&#8217;in 2. Büyük Millet Meclisi Başkanlığı&#8217;na seçilmesi.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>29 Ekim 1923 :</strong></span><br />
Cumhuriyet&#8217;in ilan edilmesi.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
29 Ekim1923 :</strong></span><br />
Gazi Mustafa Kemal&#8217;in ilk Cumhurbaşkanı olması.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>1 Mart1924:</strong></span><br />
Gazi Mustafa Kemal&#8217;in Büyük Millet Meclisi&#8217;nde Halifeliği kaldırması ve öğretimin birleştirilmesi hakkında açış nutkunu söylemesi.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
3 Mart 1924 :</strong></span><br />
Hilafetin kaldırılması, öğrenimin birleştirilmesi, Şer&#8217;iyeve Evkaf Vekaletiyle (Bakanlığıyla), Erkanıharbiyei Umumiye Vekaletinin kaldırılması hakkındaki yasaların Büyük Millet Meclisi&#8217;nce kabul edilmesi.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
20 Nisan 1924:</strong></span><br />
Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye (Anayasa) Kanunu&#8217;nun kabul edilmesi.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
17 Şubat 1925 :</strong></span><br />
Aşarın kaldırılması.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
24 Ağustos 1925 :</strong></span><br />
Gazi Mustafa Kemal&#8217;in ilk defa Kastamonu&#8217;da şapka giymesi.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
25 Kasım 1925 :</strong></span><br />
Şapka Kanunu&#8217;nun Büyük Millet Meclisi&#8217;nde kabul edilmesi.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
30 Kasım 1925 :</strong></span><br />
Tekkelerin kapatılması hakkındaki kanunun kabulü.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
26 Aralık 1925 :</strong></span><br />
Uluslararası takvim ve saatin kabulü.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
17 Şubat 1926 :</strong></span><br />
Türk Medeni Kanunu&#8217;nun kabulü.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
1 Temmuz 1927:</strong></span><br />
Gazi Mustafa Kemal&#8217;in Cumhurbaşkanı sıfatı ile ilk kez İstanbul&#8217;a gitmesi.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
15 / 20 Ekim 1927 :</strong></span><br />
Gazi Mustafa Kemal&#8217;in Cumhuriyet Halk Partisi 2. Kurultayı&#8217;nda tarihi Büyük Nutku&#8217;nu söylemesi.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>1 Kasım1927 :</strong></span><br />
Gazi Mustafa Kemal&#8217;in 2. Kez Cumhurbaşkanlığı&#8217;na seçilmesi.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>9 Ağustos 1928 :</strong></span><br />
Gazi Mustafa Kemal&#8217;in Sarayburnu&#8217;nda Türk harfleri hakkındaki nutkunu söylemesi.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
3 Kasım 1928 :</strong></span><br />
Türk Harfleri Kanunu&#8217;nun Büyük Millet Meclisi&#8217;nde kabul edilmesi.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>15 Nisan 1931 :</strong></span><br />
Gazi Mustafa Kemal tarafından Türk Tarih Kurumu&#8217;nun kurulması.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">4 Mayıs 1931 :</span></strong><br />
Gazi Mustafa Kemal&#8217;in 3.kez Cumhurbaşkanlığı&#8217;na seçilmesi.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
12 Temmuz 1932 :</strong></span><br />
Gazi Mustafa Kemal tarafından Türk Dil Kurumu&#8217;nun kurulması.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>29 Ekim 1933 :</strong></span><br />
Gazi Mustafa Kemal&#8217;in Cumhuriyet&#8217;in 10. Yıldönümünde tarihi nutkunu söylemesi.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
24 Kasım 1934 :</strong></span><br />
Gazi Mustafa Kemal&#8217;e Büyük Millet Meclisi tarafından ATATÜRK soyadının verilmesi kanununun kabul edilmesi.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
1 Mart 1935:</strong></span><br />
Atatürk&#8217;ün 4. kez Cumhurbaşkanlığı&#8217;na seçilmesi.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
1 Mayıs 1937:</strong></span><br />
Atatürk&#8217;ün çiftliklerini Hazine&#8217;ye ve taşınamaz mallarını da Ankara Belediyesi&#8217;ne bağışlaması.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
31 Mart 1938 :</strong></span><br />
Atatürk&#8217;ün hastalığı hakkında Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği&#8217;nin ilk resmi duyurusu.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>15 Eylül 1938 :</strong></span><br />
Atatürk&#8217;ün vasiyetnamesini yazması.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
16 Ekim 1938 :</strong></span><br />
Atatürk&#8217;ün hastalık durumu hakkında günlük resmi duyuruların yayınına başlanması.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
10 Kasım 1938:</strong></span><br />
Atatürk&#8217;ün ölümü. (Perşembe, saat: 09.05)<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
21 Kasım 1938 :</strong></span><br />
Atatürk&#8217;ün cenazesinin Etnoğrafya Müzesi&#8217;ndeki Geçici Kabre konulması.<br />
<strong><span style="text-decoration: underline;"><br />
10 Kasım 1953 :</span></strong><br />
Atatürk&#8217;ün cenazesinin Anıt-Kabir&#8217;e nakledilmesi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ataturke.com/ataturkun-tarih-tarih-hayati.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün Soy Kütüğü</title>
		<link>http://www.ataturke.com/ataturkun-soy-kutugu.html</link>
		<comments>http://www.ataturke.com/ataturkun-soy-kutugu.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Sep 2009 19:10:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dökümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraflar]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[ataturk]]></category>
		<category><![CDATA[soy]]></category>
		<category><![CDATA[soy kütüğü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ataturke.com/?p=637</guid>
		<description><![CDATA[Atatürk&#8217;ün Soy Kütüğü
Bir Türk, dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın, hangi devletin sınırları içinde olursa olsun kendisini Türk ailesinin bir ferdi olarak görür. Bu genel kaide dün böyleydi, bugün de böyledir. Yarın da böyle olacaktır.
Atatürk, bir İç Anadolu çocuğudur. Dedeleri aslen Karaman Yörük Türkmenlerinden olup, oradan Rumeliye göçmüşlerdir.
Makedonyalı araştırmacı yazar İlhami Emin ile tarihçi Numan Kartal’ın belirttikleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2 style="text-align: center;"><span style="text-decoration: underline;"><span>Atatürk&#8217;ün Soy Kütüğü</span></span></h2>
<p>Bir Türk, dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın, hangi devletin sınırları içinde olursa olsun kendisini Türk ailesinin bir ferdi olarak görür. Bu genel kaide dün böyleydi, bugün de böyledir. Yarın da böyle olacaktır.</p>
<p>Atatürk, bir İç Anadolu çocuğudur. Dedeleri aslen Karaman Yörük Türkmenlerinden olup, oradan Rumeliye göçmüşlerdir.</p>
<p>Makedonyalı araştırmacı yazar İlhami Emin ile tarihçi Numan Kartal’ın belirttikleri gibi, Atatürk’ün dedesi Kırmızı Hâfız Ahmet Efendi’nin annesi; “Gulalar”, babası “Pınarlar” ailelerinden geliyordu. Kırmızı Hâfız Efendi kardeşi Hâfız Mehmet Emin ile oradan Selânik’e yerleştiler. Annesi Zübeyde Hanım’ın sülâlesi de burada yaşarken Rumeli’ye gönderilerek iskân edilen Türkmen Yörüklerden olan Sarıgöl Köy’ünden Zübeyde Hanım’la, Ali Rıza Bey 1871 yılında evlendi. Dokuz yıl sonra (1881 yıllında) oğulları Mustafa dünyaya geldi. Mustafa yedi yaşına geldiğinde, Babası Ali Rıza Efendi 47 yaşında (1888 yılında) vefat etmiş ve Mustafa yedi yaşında yetim kalmıştır. Atatürk, aslen Konya-Karaman Yörük Türkmenlerinden olmasından dolayı gurur duyardı.</p>
<p>Atatürk bir gün ilk Konya milletvekilli Naim Hazım Onat’a şöyle söylemiştir.</p>
<p>- “Konya benim dedelerimin öz vatandır. Onlar, Rumeli’ye Konya’dan göçmüşlerdir.”</p>
<p>Dedelerinden asırlarca sonra, Konya’ya yaptığı bir ziyaret sırasında seksen yaşlarında, nur yüzlü, dinç ve tok sözlü bir ihtiyar olan Abditollu Hacı Hüseyin Ağa ile karşılaştı. Atatürk, Hacı Hüseyin Ağaya çocuklarını sorduğunda,</p>
<p>Hacı Hüseyin Ağa:</p>
<p>- “Üç oğlandan biri, sizlerle ömür, Çanakkale’de; öteki Sakarya’da şehit oldu. En küçüğü köyde, eker, diker, bize bakar. Sen sağ ol da yavrum. Bize, baba diyen bulunur elbet.” dedi.</p>
<p>Atatürk de ona:</p>
<p>- “Bundan sonra ben de sana baba diyeceğim. Benim babam olur musun?” dedi.</p>
<p>İhtiyarın gözlerinden yaşlar süzüldü, boğazı düğümlendi. Söz söylemeye mecali kalmayınca Paşasını bir kere daha kucakladı, neden sonra; “OĞLUM” diyebildi. Bu candan ilişki Atatürk’ün Konya’lı hemşehrilerini mutlu etti. Atatürk ve eşi Latife hanım’ın Hacı Ağa’nın da Ankara’ya gelerek iade-i ziyarette bulunmaları ile bu manevî baba-oğul ilişkisi sürüp gitti…</p>
<p>Atatürk’ün bugün dedesinin kardeşi “Kırmızı – Hâfız” diye tanınan amcası Hâfız Mehmet Emin Efendinin torunları yurdumuzda yaşıyorlar. Ve mâşâllah, çok kalabalık bir ailedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ataturke.com/ataturkun-soy-kutugu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Soyadı Kanunu</title>
		<link>http://www.ataturke.com/soyadi-kanunu.html</link>
		<comments>http://www.ataturke.com/soyadi-kanunu.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Sep 2009 01:15:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dökümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[kanun]]></category>
		<category><![CDATA[soy ad]]></category>
		<category><![CDATA[soy adı]]></category>
		<category><![CDATA[soyad]]></category>
		<category><![CDATA[soyadı]]></category>
		<category><![CDATA[yasa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ataturke.com/?p=602</guid>
		<description><![CDATA[Kişinin soyadının bulunmaması toplum hayatında karışıklara neden oluyordu. Ayrıca bu durum toplumsal ilişkiler bakımından da bir ek&#8230;likti. Soyadı yerine kullanılan baba adı, doğduğu memleketin adı ve kullanılan lakaplar, soyadının toplumsal ilişkilerdeki rolünü oynayamıyordu.
21 Haziran 1934&#8242;te çıkarılan 2525 sayılı Soyadı Kanunu ile her vatandaşın öz adından başka bir de, soyadı taşıması zorunlu kılındı. Soyadları Türkçe olacaktı. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kişinin soyadının bulunmaması toplum hayatında karışıklara neden oluyordu. Ayrıca bu durum toplumsal ilişkiler bakımından da bir ek&#8230;likti. Soyadı yerine kullanılan baba adı, doğduğu memleketin adı ve kullanılan lakaplar, soyadının toplumsal ilişkilerdeki rolünü oynayamıyordu.<br />
21 Haziran 1934&#8242;te çıkarılan 2525 sayılı Soyadı Kanunu ile her vatandaşın öz adından başka bir de, soyadı taşıması zorunlu kılındı. Soyadları Türkçe olacaktı. Rütbe, memurluk, yabancı ırk ve millet adları ile ahlaka aykırı ve gülünç kelimeler soyadı olarak kullanılmayacaktı.<br />
Soyadı kanununun kabulünden sonra 24 Kasım 1934 yılında 2258 Sayılı Kanunla, TBMM Türk milletinin bir şükran ifadesi olarak, Gazi Mustafa Kemal Paşaya Atatürk soyadını vermiştir.<br />
1934 yılında çıkarılan diğer bir kanunla da; &#8220;Ağa, Hacı, Hafız, Hoca, Molla, Efendi, Paşa&#8221; gibi, eski toplum zümrelerini belirten unvanlar kaldırılmıştır. Aynı kanunla yurt savunmasında, Milli Mücadelede gösterilen başarılar karşılığı verilen madalyalar dışında, eski Osmanlı idarecilerinin verdiği tüm nişan ve rütbeleri taşımak da yasaklanmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ataturke.com/soyadi-kanunu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uluslar Arası Saat ve Takvimin Kabul Edilmesi</title>
		<link>http://www.ataturke.com/uluslar-arasi-saat-ve-takvimin-kabul-edilmesi.html</link>
		<comments>http://www.ataturke.com/uluslar-arasi-saat-ve-takvimin-kabul-edilmesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Sep 2009 01:11:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dökümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[ataturk]]></category>
		<category><![CDATA[kabul]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[takvim]]></category>
		<category><![CDATA[uluslar arası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ataturke.com/?p=596</guid>
		<description><![CDATA[1 Nisan 1931 tarihinde çıkarılan 1782 Sayılı Kanunla, eski ağırlık ve uzunluk ölçüleri değiştirilmiş; arşın, endaze, okka, çeki gibi hem belirli olmayan hem de bölgelere göre değişen eski ölçüler kaldırılmıştır. Medeni ölçü sayılan onlu yönteme uygun, metre ve kilogram gibi uzunluk ve ağırlık ölçüleri kabul edilmiştir. Uzunluk ve ağırlık ölçülerinde yapılan bu değişiklikler, ülkede ağırlık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1 Nisan 1931 tarihinde çıkarılan 1782 Sayılı Kanunla, eski ağırlık ve uzunluk ölçüleri değiştirilmiş; arşın, endaze, okka, çeki gibi hem belirli olmayan hem de bölgelere göre değişen eski ölçüler kaldırılmıştır. Medeni ölçü sayılan onlu yönteme uygun, metre ve kilogram gibi uzunluk ve ağırlık ölçüleri kabul edilmiştir. Uzunluk ve ağırlık ölçülerinde yapılan bu değişiklikler, ülkede ağırlık ve uzunluk ölçülerinde tek bir sistemin uygulanmasını sağladığı gibi uluslararası ticari ilişkilerde de yararlı olmuştur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ataturke.com/uluslar-arasi-saat-ve-takvimin-kabul-edilmesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
